Sanatın günün birinde sona ereceğini savunan Hegelci bir perspektif vardı. Marx'a göre ekonomi veya siyaset de sona erecekti, çünkü hayattaki dönüşümler karşısında bunların varlık sebebi kalmayacaktı. Dolayısıyla sanatın yazgısı, kendi ötesine geçip başka bir şeye dönüşmektir, oysa hayat...! Bu göz alıcı perspektifin somutlaşmadığı açık. Onun yerine sanat, genelleşmiş bir estetik biçiminde kendini hayatın yerine geçirdi, bu da sonunda dünyanın Disneyleşmesine yol açtı: Disneyland'e çevirmek için her şeyi satın almaya muktedir bir Disney formu, dünyanın yerini alıyor!
Artık bir gösteri yok, gösteriye karşı mesafe alma imkanı yok, kendinizden başkası olabileceğiniz bir yabancılaşma yok. Artık bunların hiçbiri yok. Aynı, aynıya dönüştürüldü ve böylece hazır-nesne küreselleşti.
Bu sanatı görsel olarak tüketirim, hatta ondan belli bir haz bile alabilirim, ama bana ne yanılsama sunar ne de hakikat. Resmin önce nesnesi masaya yatırıldı, sonra da öznesi; ama şu üçüncü terime pek dikkat gösterilmedi gibime geliyor: bakan kişiye, izleyiciye. İzleyiciden her geçen gün daha fazlası bekleniyor, ama bir yandan da rehin tutuluyor. Çağdaş sanata, sanat çevresinin kendine baktığından farklı bir gözle bakmanın yolu yok mu?
... Warhol böyle biridir: cool, hatta cool'dan da öte, tamamen umursamaz, saygısız. Onunkisi mekanik züppeliktir, ben de estetik ahlaka yönelik böylesi tahrikleri seviyorum.) Warhol bizi estetikten ve sanattan kurtarmıştır...