Gerçeklerden çok düşleri ile yaşayan insanların fazlasıyla gerçek gibi görünen hayata ve maddi bir ortama karşı geliştirdikleri çekimser bir tavrın eseriydiler sanki.
Dua nedir? Sevgi ve teslim olmaktır. Sevginin olmadığı yerde dua da olamaz. Gelin size sevgiyle ilgili muhteşem bir hikâye anlatayım. Noori, Rakkam ve birkaç sufi daha imansızlıkla suçlanmış ve ölüme mahkûm edilmişlerdi. Cellat çıplak bir kılıçla Rakkamʼın önüne gelince, Noori ayağa kalktı. Büyük bir nezaket ve mutlulukla arkadaşının yerine celladın önüne geçti. İzleyiciler şaşırmıştı. Binlerce izleyici vardı ve aralarından sessizce bir şaşkınlık nidası dalgalandı. Cellat, “Genç adam! Bir kılıç karşılaşmak için bu kadar heyecanlı ve istekli olman gereken bir şey değildir. Sıra henüz sana gelmedi,” dedi.
Peki ya sufi Noori ne cevap verdi, biliyor musunuz? “Benim tek dinim sevgidir. Bu dünyada yaşamın en değerli şey olduğunu biliyorum. Ama sevgiyle karşılaştırıldığı zaman hiçbir şeydir. Sevgiyi bulan biri için yaşam bir oyundan fazlası değildir.
Dünyada yaşam yücedir. Ama sevgi yaşamdan da üstündür çünkü dünyaya ait değildir, o gerçekliğe aittir. Ve sevgi der ki; ölüm geldiğinde kendinizi arkadaşlarınızın yerine koyun. Ve hayat geldiğinde kendinizi geride bırakın. İşte biz buna dua deriz.”
Duaların bir yapısı olamaz. Kalbin kendiliğinden içinden taşmasıdır. Aynı bir kaynağın dağın içinden akması gibi, dua da sevgi dolu bir kalpten taşıp akacaktır.
“İnsan, kendini yapma kudretinin bir hammaddesidir.”
Tek adam, bu hammaddeyi yoğurarak hem kendini yaratan, hem ortaya çıkışı: Milletinin, kavminin çağının tarihinde bir dönüm noktası olan Adam’dır.
Mustafa Kemal, tek Adam’dı.
Çünkü koşullar, olaylar ve yaşadığı hava içinde kendi hammaddesini yoğurarak, Kendi kendini yarattı.Mücadelesi, milletinin kaderine damgasını vurdu.Ve hayatı,çağımızın yön tayin edici etkenlerinden biri oldu.