Gene de,sisin arkasında yıllarca kalıyordu sanki;bulaşık kaplarla dolu akşamlar yaşıyor,nemli odalarda yatıp kalkıyor,gecelerini tozlu bir radyo sesiyle süslüyor.Bu şarkı beni anlatır arkadaşlar diye mırıldanıyor,düşlerinde barlara gidiyor,çıkınca sokaklarda boş bir şişe gibi sallana sallana yürüyor,derken bir gün piyango bileti satan kıza körkütük vuruluyor.ve gecelerini artık onun düşleriyle süslüyor,sonra meyveli gazoz şişeleriye bisküvi tabaklarının saltanat sürdüğü gürültülü bir törenle evleniyor.üzüle sevile yaşlanıyor,bol çocuklu aile resimlerine poz veriyor,telleri fırlamış bir koltuğa çöküp kel kafasına konan sinekleri kovarak kahve içiyor.sonra dönüp dönüp hatırlarına bakıyor.
“Türkiye'de kasıklarında kuş ötenler ancak zengin iseler kabul görürler. yoksulların kasıkları kuşlara yasaktır. yoksul kasıklar ancak kasvetle kekeleyebilirler"
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...
Orhan Veli Kanık