Valery Legasov

Tanrı, dünyayı piç bıraktı..
Edebiyat
Reklam
Beton kaplı her yer. Otobanlardan gelen sonsuz kulak kirleten motor sesleri. Çok hızlı herşey ve herkes. Zaman ilk defa bu yüzyılda bu kadar zamansızlığa Gömüldü. Değersiz nesneler, Sevgiler, Ekmekler. Yeni bir dünya savaşı herşeyi değerli kılacak. Sonra yine aynı döngü. Herşeyin değersiz olduğu zaman. Ölüm, Ceset, Beden, Ruh, Ceset, ölüm, ruh, beden... bu kadar ajitasyona saçma diye bilirsiniz. Fakat günü gelince, Günü birlik aşklar yaşayınca anlayacaksınız beni. -Ben o üstinsan kavramının tanrısıyım. Dinleyin gözlerimi.-
Şiir
Hor görülmüş diyarlardan geçiyor ruhumuz. Bir parça ezilmiş bedenimiz, kırılmış yüreğimizle birlikte yılların emekçisi turna sürüleriyle beraber göç ediyoruz bir daha geri gelmemek üzere bu diyarlara... Bir daha geri dönülmeyecek ve bu sürede olacakları söyleyeyim. İlk önce ismimiz dillerden silinecek. Sonra portremiz. Sonrası meçhul bir sonsuzluk. Tanrı bir gün bizimle bir olacak. İsa çarmıhtan kurtulup bize doğru koşacak. Tarih bizden yana olacak. Fakat o zaman biz olmayacağız...
Şiir
O gecenin ardından saklıydı hayallerimiz. Biz düştük güneşin aydınlığına. Biçimsizlikler mi boğdu bizi? Sahi o ünlü olan sevgi neydi? Herkesin dilinde dolaşan o sevgi sözcüğü. Aşk, haz, tutku falan... Kalbimin doruğunda atıyordun düşüm benim. Ve ben seni bebekçesine seviyordum. Anlamsız seviyordum en önemlisi. Kâr yağıyordu o gün. Yağmuru özlemiştik biz anlamsızca. sonbaharda açmıştı gönlümüz, bu yüzdendi anlamsızlığımız. Yeşermişti doğanın kanunlarına aykırı biçimde. Reddetmişti tüm kuralları kalbimiz. Bir gün göç ederse ruhum bu diyarlardan, Yine seveceğim seni. Uzak diyarlarda, uzak baharlarda... —Begonvil çiçeğim benim, Yalnızlığımın öte berisi, Göğsümün içinde doğan kelebeğim... Kirpiklerinden öpüyorum//
Şiir