Valery Legasov

Bu bahar'da sensizim. Ve ömrümden, kalbimde sakladığım umutlar eksilirken, Acı çekerken yüreğim, Nefessiz kalıp, sıkışıp, içinde mutlu mutlu uçan kelebekleri ölünce göğüs kafesimin, Ben yine bütün bu olanlara rağmen sevdim, seviyorum ve seveceğim seni. -En büyük, en ince zaafımsın. Bulutlar maviye aşık, Güller hasret gerçek sevgilere. Seni görecekleri gün değişecek herşey sevgilim...-
Şiir
Reklam
GENÇ EDEBİYATÇILAR DERGİSİ
Günümüz dergileri genç edebiyatçılara pekte fazla şans vermiyor. Bu konuda destek olmak isteyen ya da önerisi olan var mı?
Edebiyat
İstanbul'un tarihi konumlarından sesleniyorum. Martılar, leylaklar ve mor zambaklar... Güneşin verimli vakitlerini yaşıyoruz. Ay'ın masum bakışları içimizi huzur ile dolduruyor. Papatyalardan taç yapmış kelebekler bal arılarına. Dünya gittikçe güzelliğin dipsiz kuyusuna çekiliyor. Sonsuz mutluluklar bizi bekliyor. İstanbul'un tarihi konumlarından sesleniyorum. Martılar, leylaklar ve mor zambaklar. Beyoğlunun karakteristik büyüsü bizi içine çekiyor. Taksimin mistik havası bir başka zaten. Kadıköy, Eminönü ve balık ekmek arası, halk arasında ki hoş kalabalık. Seyyar satıcının müzikal sesi kulaklarımızın pasını söker nitelikte. Denize atılmış nice hayaller, düşler, kırgınlıklar vede mutluluklar. Şişelerin hepsi izmarit dolu, bir gün doğumuna karşı. Kızıl kızıl maviye karışık gökyüzü. Sonsuzluk hiç bu kadar güzel görünmemişti. Gözlerinin rengine İstanbul bile dayanamadı. Gülüşünle tüm sokak çocuklarını derin bir mutluluk aldı. Çöp konteynırları saçlarının kokusu ile temizliğin tarif edilemez bir haline büründü. İstanbul'un tarihi konumlarından sesleniyorum. Martılar, leylaklar ve mor karanfilli sigaralar.
Şiir
Kan kırmızısı gecelerin, uzak diyarlarında durgun, mutsuz yaşamlar var. Yıldızlar beni sana bağlamıştı. Ay kuvvetli ışığıyla bizi ilahi bir aydınlatmayla buluşturuyordu. Bazı ruhlar deliliğinin yansımasını göremez. Bu yüzden ne çizerek ne de yazarak anlatamazlar. Sadece hissedebilirler kendi içlerinde. Deliler hastahaneleri insanoğlunun kurtuluşu olmalı. Tüm akıllı ve haklı beyinleri dört duvar arasına hapsetmişler. Şarkı çalıyor.... “Hüzünle mutluluğun sıraat köprüsünün ortasında buluşma” anını anlatan bir şarkı. Göz yaşlarım akmamak için varolan son güçleriyle, kirpiklerime tutunmaya çalışıyorlar. Sigara izmaritlerinin cesedleriyle yaptığım gezegen yıkılmış. Gecenin en fazla doluştuğu, karanlık, kapkaranlık bir odadayım. Tavandan sarkan bir ip var çiçekli çiçekli... İpin ucunda soğuk bir ceset var. Yüzü çok tanındık geliyor. O ceset.... O benim. Peki ya şimdi ki ben kimim? Nerdeyim? Nasıl kendim ölü kendime bakabiliyor. Ölü cesedime baktıkça midem bulanıyor. Boğazlar mosmor, yüz nefessizlikten beter şekile girmiş ve katı kesilmiş hareketlerim. Damarlarındaki kan akışı durmuş bir cesed. Şu anda çok rahatım galiba. Ama cesedimin o halini görünce biraz azap çekmedim değil. Ben dayanamadıysam sevdiklerim nasıl dayanabilecek şaşkınım. Şimdi cesedimin etrafında siyah bulutlar dönüyor. Sessiz fısıldaşmalar ortalıkta kaynıyor. Üzgün olduğum bir tek nokta kaldı galiba. Sevişememek. Belli cinsel tadlar alamamış olmam. O duyguyu hissedememek belkide.... Belki tanrı bir güzellik yapar bana...
Şiir
Sosyolojik devinimler var halkın arasında. Neoplastik beyinler göç mezrasındalar. Yapay çiçekler düş dünyamızın etrafını sarmış durumda. Cansız bedenlerimiz hiçliğin kıyılarında savrulup duruyor...
Şiir
Reklam