Gerçeklik aslında başından kurallı değil. En küçük parçacıkla başlayalım. Yavaş yavaş belli bir kural olmadan etkileşimlerle başka parçacıklarla etkileşiyor, sonra o sistem başka şeylerle etkileşiyor ve üzerine bine bine büyüyor. En başında bir kaderi yok. Sadece etkisi var ve tepkisi var. Bu etki ve tepki biriktikçe, birbiri üzerine bindikçe de gerçeklik oluşmaya başlıyor. Gerçeklik böyle birike birike olıştuğu için de full kaotik olamaz, belli sebepler ve etkilerle oluşmuş. Biz bunu incelediğimizde, nasıl oluştuğunu, ne yaptığını incelediğimizde belli örüntüler yakalıyoruz. Gerçeğin kendisini gözlemliyoruz, keşfediyoruz. Bu keşfettiğimiz gerçekliği daha sonrasında izah etmeye, bu dili kendi dilimize çevirmeye çalışıyoruz. Yaptığımız keşif sonrası bir sistem, bir dil icat etmeye çalışıyoruz. Eğer bu dil, icat gerçeğin kendisine yakınsa, onu açıklayabiliyorsa çok doğru bir çeviri oluyor ( mükemmel olmasa da ). Bu tutarlı sistemi kurduktan yani aslında kendimize bir oyun alanı, sanal bir evren inşa ettikten sonra da, oyunu kurduğumuz kurallara göre oyunu oynamaya başlıyoruz. Böylece daha gözlemlemediğimiz doğa olaylarını da matematiksel işlemlerle tutarlı bir şekilde öngörüp açıklayabiliyoruz. Aslında matematik, gerçeğin kendisinin bizim dilimize bir çevrimi. Gerçeğin kendisi bir keşif, hep var ve biz onu keşfediyoruz, matematik bu yönden bir keşif. Ama ne de olsa gerçeğin kendisinin sadece bir çevirisi ve biz bu çeviriyi icat ediyoruz. Yeri gelince hatalı teoriler oluşturuyoruz, yanlışlar yapıp en baştan yeni teoriler üretiyoruz. Net cevap aslında hem keşif hem icat. Tabi bağlamına göre de anlattığım gibi değişiyor. Ama temelli başından sonuna bir icat olamayacak kadar doğayı çok tutarlı açıklıyor. Kafamdakini bir örnekle açıklamam gerekirse gerçekliğin kendisi