Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemiz. Sevgi değil. Sevgi akla boyun eğmez, zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta, yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz, çünkü onu öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz. Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.
"Buradayım, çünkü bende vaadi, iki yüz yıl önce bu kentte ettiğimiz vaadi - yerine getirilen vaadi görüyorsunuz. Vaadi yerine getirdik biz, Anarres'te. Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok.
Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok.
"Biliyor musun, insan en güzel trende düşünür... Bir konu kafanı kurcalıyorsa; yazmak, anlatmak istediğin şeyleri kafanda sıralamak istiyorsan, hatta yeniden kurmak istiyorsan, bir tren yolculuğuna çıkmalısın. Ben bunu İtalya'da trenle seyahat ederken anlamıştım. Biliyorum, şimdi bir trene atlamayı düşüneceksin ama iş güç diye bunu erteleyeceksin; sonra da unutup gideceksin. Kafanda tuttuğun her neyse, o da buhar olacak. İyisi mi, al sen o bileti!"
artık ne arzum kaldı, ne de kinim. içimdeki insanı yitirdim. kaybolsun diye de bir yere bırakıverdim. hayatta insan ya melek olmalı, ya doğru dürüst bir insan, ya da hayvan. ben onlardan hiçbiri olmadım. hayatım ebediyen kayboldu. ben bencil, acemi ve zavallı olarak dünyaya gelmiştim. şimdi artık geri dönüp başka bir yol seçmek imkânsız. bundan böyle anlamsız gölgeler peşinde gidemem, yaşamla yaka paça olamam, güreş tutamam. sizler gerçekte yaşadığınızı zannediyorsunuz. elinizde hangi sağlam kanıt ve mantık var? ben artık ne bağışlamak, ne bağışlanmak, ne sola ne de sağa gitmek istiyorum. gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum.