“Oldukça soğuk bir şekilde vedalaştık. İyi yürekli Maksim Maksimış gitmiş, yerine inatçı, hırçın yüzbaşı gelmişti. Peki, neden? Sırf ihtiyarın Peçorin'in boynuna atılarak onu kucaklamak istemesi, Peçorin'in ise dalgınlıkla ya da başka bir nedenle ona sadece elini uzatması yüzünden.
Genç bir adamın, insanların duygu ve eylemlerini arkasından gözlediği pembe tül çekilip önünden alındığında, umut ve düşlerinin en güzellerini kaybedişine tanık olmak ne acı!”
“-Özür dilerim, ben Maksim Maksimış değil yüzbaşıyım, dedim.
-Ne fark eder, çay ister misiniz?”
Bazen insanlar yalın hâlde ele alınmalı; onların yalınlığını fark etmek tuhaf oluyor. ‘Vay be, o da herkes gibi insan!’ diye düşünüyorsun.