"Vatanımız, özgürlüğümüz ve geleceğimiz. İşte bu yüzden üretim,işte bu yüzden demokrasi. İşte bu yüzden günahıyla sevabıyla tarihimizi kabul edip geçmiş hatalarımızdan ders çıkarma zamanı. İşte
"Mutsuz kadınlar mutsuz erkeklerden şiddet, kabalık,sorumsuzluk ve ekonomik yetersizlik gibi nedenlerle ayrılmak istiyorlar. Kadınsız bir yaşamı beceremeyen erkekse cehenneme düşmüş gibi oluyor
#alıntı
🪻"Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm,varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım,varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek, biz hiçlesip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum. Ama yok bir hayatım daha. Bir hayat daha yok. Yok."
#kitapyorumu
🪻"Dokunmadan" fiziksel teması anlatacak gibi dursa da aslında dokunulmamış bir hayatı, dokunulmayan çocukluğu, es geçilen yolları, bilip görüp de suskun kaldıklarımızı anlatıyor.
Adalet küçükken yaptığı bir hatayı, hastane odasında gözlerini açtığında doktorun ölmeyeceksin dediği anda hatırlıyor, peşinden gidiyor pişmanlığının.
🪻Giderken bizleri de çıkarıyor o yolculuğa içsel hesaplaşmalarına, çocukluk travmalarına, herkese konuşurken kendine sustuklarına. Adalet'in bir de hobisi var; dikkatini çeken üçüncü sayfa haberlerini kesip defterine yapıştırıyor, sonunda kendisinin de bir haber başlığı olacağından habersiz.
Kitabın adı "Dokunmadan" olsa da bana çok dokundu. Beklemediğim bir son ile son buldu. Dün gece bitirdiğimde elimde kitapla öylece kalakaldım. Bu kitabı okuma grubumuzla okuduk. İyi ki de okumuşum. Yazarın üslubuna, anlatımına da bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Öyle güzel, öyle içine alan cinsten ki...
Çok fazla alıntı aldığım bir kitap oldu.
Yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum. Hatta okuyan arkadaşlarım varsa eklemem gereken kitaplarını yoruma yazmanızı rica ederim.
"Sessizce yürüdü, yerdeki solgun bir karanfilin yanına gelince durdu. Eğilip ayaklarının dibindeki karanfili aldı ,yüreği paramparça oldu. Burası bir zamanlar kokulu kadife güllerin, akşamsefalarının ve kırmızı karanfillerin açtığı bir yerdi."
"İnsanlar bu dünyaya başlarına gelebilecek şeyleri yaşamak için geliyor. Nerede olursan ol,her şey gelebilir başına."
"Vatana gözünü dikmişse hain,savaşmak gerekir. Çünkü vatan olmazsa can da olmaz,din de..."
#kitapyorumu
Solgun Karanfil, 1942'li yılları yani İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler'in Polonya'yı işgale başladığı gibi Yugoslavya'da da yapmış olduğu katliamları,savaşları, işkenceleri anlatıyor. Yazar, öyle güzel işlemiş ki tarihi bilgisi yüksek bir eser. Ve savaşlar yaşanırken aynı zamanda Fikret ile Aferdita'nın da aşkına tanıklık ediyoruz. Bu aşk çok güzel bir şekilde verilmiş tarih bilgisinin önüne geçmeden.
Yaşanan zulümler yıllar geçse de katlanarak devam ediyor. Ve yaşayanlar hâlâ neden yaşatıyor acıları katlatarak inanın ,bilmiyorum. Kitap da beni en çok etkileyen bölüm ;Alman askerlerinin esir kampındaki çocuklara şeker dağıtıp ardından onları gazla dolu bir araca bindirip katletmeleriydi. Kitap zaten kusursuz bir şekilde akıyor elinizde. Okudukça okumak istiyorsunuz. Yazar bunu çok güzel yapıyor. İyi ki okudum diyorum. Ve iyi ki varsınız. @sinanakyüz başka eserlerinizde görüşmek dileğiyle. Kaleminize sağlık.