...Hatta tam tersine,en basit,en göze çarpan gerçekleri şaşılacak bir aptallıkla karşılıyorlardı ;
O yaştan beri sadece kuvvete,başarıya tapmaya alışmışlardı.
Doğru,fakat küçük,aşağı görülmesi,ezilmesi âdet olmuş her şey,onların hayâsız,merhametsiz alaylarına konu oluyordu. Akıllarını rütbeyle bozmuşlardı ; on altı yaşında delikanlılar işi az,yan gelip yatılacak işlerden dem vuruyordu. Şüphesiz bunun sebebini akıllarının kıtlığı kadar,çocukluk ve ilk gençlik devrelerinde daima gözleri önünde bulunan kötü örneklerde aramak lazım.
"Sen beni de öldüreceğini söylemiyor muydun ?"
-"Başta söylemiştim. Sonra seni tersinden öldürdüm. Seni kalbimde doğurarak öldürdüm. Dünyada sevdiğim tek insan sensin,Portuga..."
Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.