Savaşan iki tarafın —hükümet ile devrimcilerin- konumları, eylemleri ve şiddete dayalı yöntemleri, içinde yaşadıkları evin tahta duvarlarını ısınmak için kırıp ateşe atan insanların yöntemlerine benziyor.
Onlar, kendilerini ve başkalarını, beşeri ya da ilahi kanunların mütemadiyen ihlal edilişini ululayan emirlere ne kadar inanmış olurlarsa olsunlar, ne kendilerinden ne de dosdoğru yoldaki insanlardan, hareketlerindeki suçluluğu, ahlaksızlığı ve alçaklığı saklayabiliyorlar. Çünkü bugün herkes biliyor ki cinayetin her türlüsü kötüdür, suçtur ve yanlıştır ; uydurma olduğunu bildiğimiz kararların ardına ne kadar saklanırlarsa saklansınlar, Çar da bakan da general de bunu biliyor.
Bir kişiyi gitmek istemediği bir yere zorla götürmek mümkündür. Doğaldır bu ve hayvani bir harekettir. İnsanların, tutkularının esiriyken hayvanlar gibi davrandıklarını söyleyebiliriz öyleyse. Tutkularına esir düşenlerin, istediklerini yaptırmak için şiddet kullanması belki bu yüzdendir. Fakat şiddetin, insanları istediğimiz şekilde hareket ettirebileceğimiz bir araç olabileceğini söyleyen bu anlayışı biz nasıl kabul ederiz?