"Evet, nedir seni saran?"
"Yaşamaklar beni saran... Çalışmaklar, dostluklar, arkadaşlıklar... Kazanmak, kaybetmek. Zor bir işi başarmaklar. Yenmekler. Birinde yenilirsen, yılmayıp bir daha saldırmaklar. Sonunda, ne olursa olsun yenmekler. İnsanları biraz hayran bırakmaklar. Biraz faydalı olmaklar. Haksızlığa uğramış birinin hak almasına yardım etmekler. Haksızlık edenin dize geldiğini görmekler. Onu bunu sömürüp haksız lokmalarla semirmişlerin kirli çamaşırını deşmekler. Onların dedikodularını yapmaklar. Komşuda pişenden ummayıp, eller pişirirken sen de pişirmekler. Duranâ'nın kızını okula alıp okutmaklar. Nohut Deresi'ni kurtarmaklar... Beni saran, bir bacağın olmadığı için senin yapamadıkların. Şu yokuştan yukarı koşmaklar. Beş kez, on kez, olduğun yerde zıplamaklar. Yaşadığından duyduğun sevinci kimseden çekinmeden açığa vurmaklar!..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Emekli Albay Enver Polat’ın kaleme aldığı Ben Bir Türk Subayıyım, sadece bir askerin anı defteri değil; askeri lise yıllarından başlayıp 2015 yılındaki emekliliğine kadar uzanan bir subaylık serüveni..
Kitap, yazarın Harp Lisesi ve Harp Okulu yıllarındaki o ilk heyecanlarından, teğmenlik dönemine ve sonrasında adım adım gezdiği görev yerlerine uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ancak eseri asıl çarpıcı kılan, olayların salt bir kronolojik sıralamasından ziyade, "subay" kimliğinin altındaki insanı tüm şeffaflığıyla okura sunması. Görev yapılan bölgelerdeki sevinçler, karşılaşılan devasa zorluklar ve zorlu mesai şartları ile aile yaşantısı arasında kurulan o hassas denge çok etkileyici bir dille anlatılmış.
Bir üniformayı taşımanın, hele ki Türk Silahlı Kuvvetleri gibi köklü bir kurumda subay olmanın ne denli büyük bir gurur ve sorumluluk kaynağı olduğunu her sayfada hissediyorsunuz. Fakat kitap, gerçekçilikten kopuk salt bir güzelleme değil. Yazar, meslek hayatı boyunca TSK içinde karşılaştığı zorluklara ve uğradığı haksızlıklara da büyük bir içtenlikle değinmiş. İnsanın en temel ihtiyaçlarından olan "aidiyet" ve "adalet" duygusunun sarsıldığı anlarda, bir subayın haksızlıklar karşısında psikolojik olarak nasıl bir dayanıklılık sergilemesi ve dik durması gerektiğini satır aralarında net bir şekilde görebiliyoruz.
Eğer askerliğin sadece stratejilerden veya emir-komuta zincirinden ibaret olmadığını; arka planda büyük insan hikâyeleri, ailevi fedakârlıklar ve zaman zaman yaşanan derin hayal kırıklıkları barındıran bir "yaşam biçimi" olduğunu anlamak isterseniz, bu incelemeye değer kitaba mutlaka şans vermelisiniz. Askeri anılara ilgi duyanların ve zorluklar karşısında insanın sergilediği yaşam direncine tanıklık etmek isteyen herkesin kütüphanesinde bulunması