“Güven ve sevgiyi aktarmak için illa ki söze ve aynı dili konuşmaya gerek var mıdır? Yürekten gelen sevgi bazen sıcak bakışlarla, bazen de sefkatli dokunuşlarla ifade edilir; üstelik söz uçar ama iz kalır… İnsan izidir bu…”
"Hani, 'ask' nedir, gerçekten sevmek nedir diye sorgulamıştık ya... Aşk, önce fedakarlık ister. Eliniz kolunuz bağlanırsa bir şekilde, düşeceğiniz ateşe onun da atılmasını istemezsiniz. Bazen sevdikleriniz için atan yüreğinize taş basmak zorunda kalabilirsiniz..."
Hiç üşenmeden, sıkılmadan, unutmadan seviyordu.
Sahi hâlâ sevgisini dile getirince utananlar kalmış miydi?
Gurur yapip çekinen, sevgi gibi güzel bir sözcükten korkan
var miydi?
Çevrenin ve kalabalıkların magnetik etkisi, bireyin yetiştiği çevrenin ve toplumun dinî inançlarına olan maruziyeti nedeniyle ortaya çıkar. Bu durumda, bireyin genellikle kendi toplumunun yaygın dini inancını benimsemesi daha olasıdır. Bu, çoğunlukla ailenin, toplumun ve kültürel normların etkisiyle gerçekleşir. Coğrafya ile dinler arasındaki ilişki ise bölgesel ve tarihsel faktörlere dayanır. Örneğin, bir kişi Hindistan’da doğduğunda Hindu olma olasılığı daha yüksekken, aynı şekilde İsrail’de Yahudi, Amerika’da Hristiyan ve Türkiye’de Müslüman olma olasılığı daha yüksektir. Bu durum, bireyin büyüdüğü coğrafyanın ve toplumunun kültürel ve dini etkilerinden kaynaklanır.