Karanlık hücrede Joker, idam gününe kadar geçen zamanını sessizliğin içindeki kendi içinde kalan yankısıyla dolduruyordu. Gölgelerle selamlaşıyor, kendi kaosunu her geçen gün düşünmeden edemiyordu . Soğuk duvarlar onun sessiz aynası, parmaklıklar ise sadece birer formaliteydi. Zira Joker, hiçbir yerde hapsedilemezdi; çünkü o, insanların kafalarındaki kaosun ta kendisiydi.
Bir gün, hücre kapısının önünde Harley belirdi. Yüzünde endişeli bir bakışla Joker’e yaklaştı. Hücre kapısının önünde durdu ve ona uzun uzun baktı. Sesi titreyen, ama kalbi onun için çarpan harley:
"Seni öldürecekler, Joker. Hiç mi korkmuyorsun? Ben çok korkuyorum! Gel, af dileyelim. Canım sevgilim, birlikte kurtulabiliriz. Lütfen…”
Joker, Harley’in gözlerinde korku ve umudu aynı anda gördü. Ona alaycı, umursamaz ama ona değer verdiğini gösteren o mistik gülümsemesiyle baktı. Gözlerini Harley’in gözlerine dikti ve anlam dolu ama bir o kadar da alaycı ses tonuyla konuşmaya başladı:
"Ah, Harley’im, benim tatlımm… Onlar beni ölümle sindiremez. Benim için ölüm, bir yolculuğun başlangıcıdır. Kaos ise ölümsüzdür. Bana dokunsalar bile, içimdeki girdabım hiçbir yere gitmez. Bu düzen beni öldürebilir, ama asla yok edemez."
Harley’in gözleri dolmuştu. Titremeye başlayan o sesiyle, "Ama Joker," dedi, "ölüm bir son…"
Joker araya girdi, bir kez daha o kayıtsız gülümsemesiyle konuştu:
"Hayır, ölüm bir son değil, Harley. Onlar için belki öyle. Çünkü onlar kurallarına prangalanmış zavallılar. Ama benim için ölüm, yalnızca başlangıçtır. Beni öldürseler bile, fikirlerim yaşayacak. Bunu yaz, Harley. İnsanlar bunu anlayacak. Belki 100 yıl sonra, belki 200. Ama hak verenler mutlaka çıkacak."
Harley, Joker’in bu kayıtsız, ama güçlü duruşuna hayran kaldı. Gözlerinden süzülen yaşlarla gülümsedi ve ona sarıldı.