Müzikten giyime, üsluptan tavırlara her şey bir şekilde doğada hayatta kalma ya da genleri devam ettirme içgüdülerinin bir yansımasıdır. Bugün, geriye doğru düşünmek çok zor. İçgüdülerimizi yitirdiğimiz gibi, yöresel kültür anlayışını da yitirdik. Dünyanın öbür ucundaki insanların hoşuna gittiği için popüler olan bir şeyin bizim biyolojimize uygun olup olmadığını bilmeden bir ömür tüketiyoruz. Kültür'ün Biyoloji ile olan bağını koparıyoruz.
Yüz binlerce yılda bugüne ulaşan kültürü birkaç yüzyıl içinde sıfırladık ve yeni baştan bir kültür inşa ettik. Bu, bize atalarımızda olmayan pek çok avantaj sağladığı gibi, atalarımız için sorun olmayan pek çok dert icat etmiş durumda.
Gordon H. Orians, "Lezzet katmak için yiyeceklerine müdahalede bulunan tek tür biziz." der. Lezzetli şeylerin iyi olması gibi bir içgüdüyü kaybetmişizdir.
John S. Ailen şöyle der: "Tür olarak geniş bir yelpazede yiyeyek aramaya ve belirli bir yiyecek grubunda uzmanlaşmaktan kaçınmaya yönelik temel bir biyolojik yatkınlığımız var. Fakat bu biyolojik temelin üzerinde kültür, hangi yiyecekleri kullanmamız ve onları nasıl hazırlamamız gerektiğini söyleyerek bizi seçici olmaya itiyor."