Gambit: İtalyanca "gambetto" kelimesinden türemiş, anlamı ise "Çelme takmaktır" yani rakibi yere düşürmek anlamına gelir. Satrançtaki terim anlamıysa beyazın piyon kaybıyla yaptığı açılış.
8 yaşında annesini kaybedip kuralcı bir yetimhaneye gönderilen Elizabeth Harmon'ın hikâyesi. Bu yalnız çocuk tüm karanlık ve boğuculuk içinde bir ışık keşfediyor; Satranç. Yetimhanenin bodrumunda suratsız hademe Bay Shaibel "Kızlar satranç oynamaz." dese de Beth'in hızla satrancı kavramasından etkilenir. Ketum tavrıyla sadece kuralları değil, satrancın adabını da öğretir Beth'e. Ne zaman geri çekilmesi gerektiğini, birkaç açılış hamlesini...
Erkek egemen bir alanda 60'larda erkekleri alt edebilen bir kız. Erkeklerin nasıl asabını bozduğunu siz düşünün. Ama sadece kız olması değil onu önemli yapan, zehir gibi hızlı zekası. Zihni o kadar hızlı ki yavaşlatmak için sakinleştiricilere ve alkole bağlanır zamanla. Kafasını satranca verdiğinde de aynı rahatlamayı yaşar, 64 kare üstünde tüm hakimiyet kendisinde. Rahat uyuyabilmek için her gece zihninde satranç pozisyonlarını gözden geçirir.
" Siyah taşları kimin oynadığının önemi yoktu aslında, oyun tahtası Moskova'da mıymış, New York'ta mıymış, bir yetimhanenin bodrum katında mıymış, hiç mühim değildi, zihinde yarattığı imgeydi esas ihtisas alanı."
Beth'i Sherlock'a benzettim. Her ikiside bir işe saplantı derecesinde tutkulu (satranç, cinayet), uykusuzluktan ve hızlı çalışan bir beyinden muzdarip, ikisi de madde bağımlısı, entellektüel ve duygusal yalnızlık içinde.
Satranç oynadıysanız oynarken ki ciddiyet ve sessizliği de alışkınsınızdır. Dışarıdan sessizdir ama oyuncuların zihninde ne fırtınalar kopar "gene de inanılmaz zihninde çıkan kıvılcımların çatırtısı dinlemeyi bilenlerin kulağına çalınmıştı bir kez." Kitap sessizdi, yalnızdı,