Onu Sevdiğim Zamanlar benim için uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu. Sadece bir hikâye değil, iç içe geçmiş hayatların, suskunlukların ve yarım kalmışlıkların içinde dolaştığım bir metindi.
En çok Suskun 84, yani Kenan etkiledi beni. Onun sessizliği boşluk gibi değil; tam tersine, fazlasıyla dolu. Bellek kartında taşıdığı geçmiş, Arkanya’daki ailesinin 80’ler sonrası yaşadığı kırılmalar… Hepsi o sessizliğin içinde birikmiş. Konuşmadığı her yerde aslında çok şey anlatıyor. Ben de okurken o sessizliğin içindeki ağırlığı hissettim. Bazı şeyler gerçekten kelimelerle anlatılamıyor, sadece taşınıyor.
Hikâyenin Elenore tarafı da beni ayrı etkiledi. Paris’teki geri gönderme merkezinin müdürü olarak güçlü, kontrol sahibi bir karakter gibi görünse de, Suskun 84’ün hikâyesiyle birlikte kendi geçmişine dönmek zorunda kalıyor. Onun da yarım kalmış bir aşkı var, terk edilmişlik duygusu var. Bu yüzden aslında Kenan’la görünmeyen bir bağ kuruyorlar. İki farklı hayat, iki farklı yalnızlık ama aynı eksiklik hissi…
Romanın bir kısmının Fransa’da, geri gönderme merkezinde geçmesi; bir kısmının ise Arkanya’daki geçmişe uzanması çok etkileyiciydi. Çünkü bu iki mekân arasında sadece coğrafi bir mesafe yok, aynı zamanda duygusal bir kopuş var. Bir yere ait olamama hissi… Belki de en çok bu sarstı beni. Göç meselesine bakışım gerçekten değişti. Bir yerden gitmek sadece gitmek değil; köklerinden kopmak, hatıralarını geride bırakmak ve bazen hiçbir yere ait hissedememek demek.
Arkanya’daki aile meselesi de çok derindi. O suskunluk sadece Kenan’a ait değil; aslında kuşaklar boyunca taşınan bir şey. Aile içinde konuşulmayanlar, bastırılan acılar, yarım kalmış hikâyeler… Hepsi Kenan’ın omuzlarına yüklenmiş gibi. Bu yüzden onun sessizliği bireysel değil, kolektif bir