Şimdi fark ediyordum: Belki de yalnızlığımın adı buydu: İplerimi birinin eline vermeyi beklemek. Oysa başka bir ihtimal daha vardı; iplerimi kendim de tutabilirdim. Ve bunun farkına bu yaşımda ancak varmıştım.
Olsa böyle mi olurdu,dedi Selime Teyze. Hayatımın sorusu bu benim. Ömrüm bu soruya cevap aramakla geçti. Annem hayatta olsaydı nasıl olurdu? Babam yeniden evlenmese nasıl olurdu? Annemle babam birlikte olsaydı nasıl olurdu? Babaannemle dedem ölmeseydi nasıl olurdu? Bitmez… İnsan muğlak olan her şeyin daha iyi olacağını düşünüyor. Ben öyle düşünüyordum yani.
“Dağ ardında olsun da taş altında olmasın” dedi Selime Teyze. Öyle değil. İnanın, öyle değil. Bazen dağ ardında olacağına taş altında olsun istiyorsun.
“Acımak, başkalarının çektiği azaba bakıp, onların yasını tutarmış gibi yaparak kendi mutluluğuna şükretmektir çünkü. Acımak, kıl payı yırttığın mutsuzluğun diyetini uğursuz, cüretkar bir sadaka gibi dağıtmaktır.”