"Aslında hepimiz 'evvela ben' diyerek kendimiz için istedik ve aradık huzuru fakat yetmedi, yetmeyeceğini yaşayarak tecrübe ettik. Toplumlar, devletler de gerçek huzurun peşine düştüler. Çünkü yalnızken bir şekilde çaresine baktığımız başımızın, birlikte yaşadıklarımızla da hoş olmaso gerekirdi. Bu nedenle yeri geldi huzurun yolunu yordamını tarif eden usul erken öğrendik, haddi aşmayalım, hadlere riayet edelım diye adaba sarıldık; geleneklerimiz göreneklerimiz oldu. Hakaretten, gıybetten, suizandan, fuhuştan, arsızlıktan uzak kalmak için ahlaktan nasiplenelim istedik. Rüşvet alıp vermeyelim, hırsızlık etmeyelim, kimsenin ırzına, canına tecavüz etmeyelim diye madde madde kanunlar yazdık, anayasalarımız oldu; yine de gerçek huzuru bulamadık. Zira çözüm sadece 'madde' de değil 'mana' daydı."