Enes

Şüphesiz seninki saman alevi gibi gelip geçici bir sevda, ama Güzelliğin hatırına bari bir dahaki sefer ağzının tadını bil. Hayatta senin bir burjuva kızıyla ne alıp vereceğin olabilir ki? Bırak onları. Şöyle hayata gülen, ölümle kafa bulan, aklına eseni yapan, sevmesini bilen, ateş gibi, iyi bir kadın bul kendine. Böyle kadınlar da var, üstelik korunaklı burjuva hayatının yüreksiz ürünlerinden çok daha fazla hazırlardır seni sevmeye."
Sayfa 334 - Brissenden·Kitabı okudu
Reklam
Köşede yığılı duran dosyalarını görene kadar büyük bir telaş, endişe ve panik içinde etrafına bakınarak nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Ardından hafızasının çarklarının hızla dönerek aradaki dört yılı kapatmasıyla Martin o an bulunduğu yerin, sayfalarını açtığı kitapların, o sayfalar kanalıyla içine girdiği yeni dünyanın, gördüğü rüyaların, sahip olduğu tutkuların ve biraz önce tekrar yaşadığı üzere, kendisinin bata çıka yürüyüp geçtiği hayatın çamurlu yollarındaki tek bir pisliğe bile tanık olsa dehşetten ölecek kadar hassas, o denli korunmuş, o derece uhrevi ve bir hayalet kadar solgun kıza duyduğu aşkın bilincine vardı. Ayağa kalkı, aynada kendine baktı. "İşte sen o çamurdan çıktın Martin Eden," dedi büyük bir ciddiyetle. "Gözlerini büyük bir parlaklığa açarak arıttın, omuzlarını yıldızların arasına soktun, hayat her yerde ne yapıyorsa sen de onu yaptın, içindeki maymunla kaplanı öldürdün, en büyük güçlerin en yüce mirasını söküp aldın ellerinden."
Sayfa 158·Kitabı okudu
Alıntı
"Onu gerçekten sevmediğini şimdi anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu."
Sayfa 460·Kitabı okudu
Alıntı
"O akşam odasına döndüğünde aynaya bakıp, kimsin sen Martin Eden diye sordu kendine. Kimsin sen? Nesin? Nereye aitsin? İşin aslı, sen Lizzie Connolly gibi kızlara aitsin. Çalışanlar ordusuna, tüm o aşağı, kaba, çirkin insanlara aitsin. Sığırlara ve ağır işlere, kötü kokular içindeki pis muhitlere aitsin. İşte bayatlamış sebzeler. Patatesler çürüyor. Onları kokla lanet olası, kokla onları. Ama sen kalkmış kitap okumaya, güzel müzik dinlemeye, güzel resimlerden hoşlanmayı öğrenmeye, kibar İngilizce konuşmaya, senin gibilerin hiçbirinin aklına gelmeyen şeyler düşünmeye, sığırlardan ve Lizzie Connolly'lerden kendini koparmaya ve senden bir milyon kilometre uzakta duran, yıldızlarda yaşayan solgun ruhlu bir kızı sevmeye cüret ediyorsun! Kimsin sen? Nesin sen? Lanetler olsun sana! Bakalım işlerini iyi edebilecek misin?"
Sayfa 122·Kitabı okudu
Küçük istasyonlardan birisinde bir köylü kadına rastlamış. Bu kadın, yanından geçen üniformalıları durdurur, 'Nerde benim Ahmet'im?' diye sorarmış. Telaşlı değilmiş. Fakat sakinliğinde dehşetli bir hal varmış. Arkadaş, "Nedense bana bir ana kartalı hatırlattı," dedi, 'olup bitenlerin biricik suçlusu benmişim gibi ürperdim. Dünyanın en müthiş karabasanı, Ahmet'ini arayan bir ana kartala hesap vermektir. Nerde benim Ahmet'im? sorusuna verilecek bir tek doğru karşılık vardı: 'Ana, biz senin Ahmet'ini kumarda kaybettik,' demek... Fakat bunu ben değil, hiç kimse hatta en yaman korkusuzluğun kendisi bile ona söylemeye cesaret edemezdi." "Her zaman düşünürüm: O basit köylü kadınına bu heybetli, intikamcı ana kartal kudretini veren nedir? Haklı olması mı? Çektiği acılar mı? Olayların içyüzünü bilmemekten gelen hesapsızlığı mı? Belki de hepsi birden... Belki de hepsinden çok, acınacak, korkulacak derecede yalnız olması... Düşünün, gökyüzünde, çok yükseklerde, bazen tek başına bir kartal dolaşır... Döne döne... İnsana kesin yalnızlığı, kesin yalnızlığın fazlalaştırdığı yırtıcılığı düşündürür. Allah'a yakın bir şeyler... İşte bizim orta sınıf kadınlarından bazısı da böyle oluyor. Üstlerine birdenbire bir büyüklük, bir ana kartallık geliyor."
Sayfa 417 - Ramiz Efendi·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam