“Fiziksel güçle ve mülkiyetle olan bağlarımı niçin koparıyorum?” diye fısıldadı Tyler. “Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.”
II. Abdulhamid’i Tahtından indiren İttihatçilerin, komitecilerin, meşrutiyet adı altında ülkeyi ne hale getirdiğini gözler önüne seren içinde yaşanmışlıklar barındıran roman edasıyla tarihi bazı noktaları aydınlığa çıkartan önemli bir eser. Balkanlar elden giderken İstanbul’un bile Bulgarların işgaline ramak kala kurtulduğu bir dönemde Trablusgarbın (Libya) ve Trakya’nın acısını içimize çekiyoruz. Özgürlük hürriyet adalet getirdiğini öne süren İttihatçıların nasıl özgür basını susturduğunu, nasıl gazeteci katlettiklerini, örgüt elemanı (fedailer) ve hafiyeler ile muhaliflerini takip ettikleri/sindirdiklerini Babıali baskınıyla darbe yaptıklarını, milletvekilleri ordu mensupları ve diğer ittihatçiler eliyle ülkeyi nasıl birinci Dünya Savaşı’na yani yıkıma, yani parçalanmaya yani esarete nasıl ve hangi yollarla/düşüncelerle sürüklediklerini gösteren ibretlik bir hikaye. 
13 yaşından itibaren platonik/saplantılı/derin bir aşkla bir erkeğe bağlanan kadının içine düştüğü derin duygudurum bozukluğunu aşk olarak konu edinen yazar; bir kadının hem de hiç bilinmeyen/hatırlanmayan/farkedilmeyen bir kadının derinlemesine bir girdaba giren, çivi gibi delen ama deldiği yerde hiçbir iz bırakmamış olan dram/kader/keder/ölüm/melankoli yüklü aşk acısını altın vuruş haline getiren hikayesinin sonunda bizi şaşırtmıyor, ancak yine oldukça afallatıyor.
Bir kadının derin bir aşkla bağlanması için illa ona “köpek mi çekmek lazım” atasözü!eşliğinde konuyu kapatıyor ve böyle kadınların olmadığı/yaşamadığı bir dünyadayız düşüncesiyle bir başka Zweig yolculuğuna resetlenmiş olarak adım atıyoruz.