Bir İstanbul kızılıdır senden kalan,
gün akşamlı;
yüreğimde taşınan bir sükût değil artık —
kırılmış bir nar gibi kanıyor vakit.
Mine’nin adı,
göğsümde taşıdığım son emir gibi:
unut diyorsun dünya,
insan kendi içinden kovamaz mahşerini.
Ben seninle öğrendim
kubbelerin göğe nasıl yük olduğunu,
bir hilalin eksilince
gecenin neden bu kadar ağırlaştığını.
Bir adım daha atsam
yakarım ardımdaki bütün şehirleri,
çünkü bilirim:
insan sevdiğini korumak için
bazen kendi yangınında yürür.
Ve şimdi —
senin bıraktığın iz,
zarafetin değil yalnız;
kaderin de mührü gibi duruyor üzerimde.
Kim bağışlayacak beni Mine?
Sen mi, yoksa
bu harap kalbim mi?