Ama, tuhaf ve şaşırtıcı olanı, dünyada aramalıymışız, kendi içimizde değil! Kendi içimizdekini aramak, kendi üzerimizde o kadar uzun boylu düşünmek mutsuz edermiş bizleri.
Ikisi de büyük bir çekingenlikle çimenden yapılmış bir seddin üzerini bir aşk sığınağı ad ederek oturdular. ...Celal bey, Dilber'in ellerinden tutarak
Üşüyor musun? Bu hafif rüzgar çiçeklerin nefesidir. Sana dokunmaz değil mi?
- Hayır. Bana bu manzara, bu büyüklük dokunuyor.
-Bu yatağı aşağı indirin de ben sizin esiriniz olayım.Sana su taşırım. Bebeklerini giydiririm. Odanı süpürürüm. Beni bırakma.
- Ben seni burada dolaba saklarım. Kimse seni bulup götüremez.
Bir çocuğun bir çocuktan medet umması, diğerinin insanlık sevgisine açık olan sevgiyle beslenmiş küçücük dost kalbinden doğan bir hisle yegane kurtuluş çaresi olarak"Ben seni dolaba saklarım" yolundaki himaye edici masum vaadini işitmek ne kadar tesirlidir.