Nasıl başlayacağımı bilemiyorum fakat gerçekten çok güzeldi. Çok rastgele bir şekilde almıştım ve o kadar da yüksek bir beklentim yoktu. Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu türü gerçekten çok özlemişimm<3 Bayadır distopya okumuyordum ve bu türe böyle bir kitapla geri dönüş yapmak çok güzel oldu.
Kitabımız, sular altında kalan bir dünyada geçiyor. Aslına bakarsak klasik bir felaket-sonrası distopya konusu. Fakat dünyanın bu hale gelişinin anlatıldığı kısım gerçekten çok etkileyiciydi. Övgü'nün bunu anlatma şeklini çok beğendim. "Aslında her şeyin en başında, hikmetli toprakla kutsanmış olanlar insan soylarıydı. Bereketli hayat, öylece önlerine serilmişti. Ucu bucağı da yoktu, bu coşkun yaşamın. Ama bu soy dünyada ilk adımlarını attığından beridir değer bilmez ve nankör olagelmişti. Açgözlülükleriyle yaşan kalpleri, onlar adına konuşurdu ve her toprak parçasının onlara ait olduğunu söylerdi." Yani anlaşıldığı üzere dünyamızı bitiren ve bizi yeni bir dünya devrine geçmeye zorlayan felaketin yaratıcısı yine bizleriz. Bu durum yine bizim bencilliğimizin ve her şeyi istememizin sonucu. Doğal olan doğaya aittir ve bizim bunu ondan almaya hakkımız yok. Doğa ve insan arasındaki savaş; ne olursa olsun bizim kaybımızla sonuçlanacak, ne olursa olsun doğa kendinin olanı alacak... İlk bölümün Son ve Başlangıç olmasının sebebi de bu tahminimce; kendi sonumuz, bir başka dünyanın başlangıcı. Daha zalim, daha az yaşanır başka bir dünyanın... Kısaca kitaptaki distopik evrenin oluşumunu çok sevdim. Biraz da dünyanın işleyişinden bahsetmek istiyorum. Kitabın başında bildiğimiz şekliyle dünya üç temel gruba bölünmüş: dünyaya egemen olduğunu düşünen ve sistemli bir şehir yapısına sahip olan Ark ulusu, Ark'ın himayesi altında yaşayan Kayalılar ve birbirinden başka kimseye ihtiyaç