"Muallim zeki nejad da öyle diyordu. Çanakkalede, cephede aylarca yıkanmamışlar, çorapları o kadar kokuyormuş ki kokan çoraplarını mermi yerine, taşa sarıp düşman siperlerine atmışlar."
Uyan dünya güzelim,yumuşak ellim, güleç yüzlüm, sevgi donlum uyan, uyan da kimler geldi sana, seni deyip, uyan, uyanda gör, eli çatal kılıçlı, burma bıyıklı, büyük ela gözlü Alim geldi,Düldül atın binicisi, Hasan Hüseyin in babası, adı güzel kendi güzel Muhammedimin yoldaşı, yoksulların kardaşı, zalimlerin belası Alim geldi. Uyan da gör Anacık Sultan, daha kim geldi, deryalar yüzünde yürüyen Benliboz atın binicisi, denizler ulusu Hızırda geldi. Yeşil bayraklı, bir türkü söyleyince cansız taşları yürüten Pir Sultan Abdal, postunu denizin üstüne sererekten yedi derya aşan Pir Sarı Saltık, bin tane ak güvercin olaraktan Kırşehir düzüne inen Pir hacı Bektaşı Veli, bir türkü söyleyerekten çirkini güzel yapan Karacoğlan...
"Bizim ocaktan, bin yıldır yalan söyleyen bir tek kişi bile çıkmamıştır. Bizim ocağımıza değil yalan, eğri odun bile giremez. Kırkların, pirlerin, ala gözlü ermişlerin ocağıdır bu ocak."