Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki bu bir bilimkurgu kitabı değil. Sorabilirsiniz tabi neden İthaki Yayınevi bu kitabı bilimkurgu klasikleri serisine dahil etti diye. Bu sorunun cevabını İthaki’nin vermesi gerek. Muhtemelen ticari kaygılar sebebiyle böyle bir şey yaptılar. Zira içinde sadece zaman makinası var diye bir kitap bilimkurgu olarak adlandırılamaz. Ancak bir teolojik kurgu diyebiliriz İşte İnsan için.
Bu arada kitap kötü bir kitap mı? Kesinlikle hayır. Zekice yazılmış cesur bir kitap diyebilirim. Zekice yazılmış çünkü geçmiş ve gelecek arasında geçişler belli bir mantık çerçevesinde kurgulanmış ve olay akışında beraber ilerliyorlar. Her bölümde yazarın kurgu üzerindeki yaratıcılığını takdir ediyorsunuz.
Cesur bir kitap çünkü İsa, Meryem, Yusuf hakkında deyim yerindeyse çok ileri geri konuşmuş. Hatta hakarete varan cümleler var. Herhangi bir araştırma yapmadım ama Moorcock bu kitabı yayınlandıktan sonra büyük tepki görmüştür diye tahmin ediyorum.
Moorcock kitabı yazmadan önce iyi bir dinler tarihi çalışması yaptığı kesin. Ya da ilgi alanı dinler tarihi özellikle Hristiyanlığın doğuşu. Hristiyanlığın Batı mantığı ve Doğu mistisizminin buluşması olduğu. Hristiyanlıkta yer alan mitlerin aslında daha önce oluşmuş olan mitlerin bir kopyası olduğu konularına değiniyor. Bu iddiaları daha önce Zeitgeist belgeselinin ilk kısmında izlemiştim. Dolayısıyla benim için yeni değil ama Moorcock bu iddiaları Zeitgeist’ten yaklaşık 40 yıl önce dile getirmiş. Ama gene de konuya ilgisi olanların eğer izlememişlerse Zeitgeist belgeselini izlemelerini tavsiye ederim.
Kitabın kahramanı Karl Glogauer ile kız arkadaşı Monika arasındaki din sohbetlerinin altlarını çizerek okuyabilirsiniz. Din ve bilimin neden asla bir araya gelemeyeceklerine dair sağlam metinler mevcut.
“Din
Açıkçası bu kitabı sayfalarının kalitesi, kitabın kapağı ve Nobel Ödülü için almaya karar vermiştim. Her zaman dış görünüş tözden daha değerli gelmedi mi bizler için? :)
Yabancı yazarlara dair edebiyat öğretmenim "çeviri kitaplar asla ana dilinde yazılanın yerini tutamaz" dediğinden beri içimde hep bir olumsuzluk oldu ama inatla çeviri okumaya devam ettim, onlar işin apayrı boyutları tabii ki. Ancak bu kitapta bir nebze de olsa bunu aştım, gerçekten çok güzel bir anlatımı var. Akıp gidiyor sayfalar, tasvirler, özünde sayfalar dolusu tasvirler...
Gerçekten çabalayan bir genç adam gördüm. Aslında biraz da her insan gibi memnuniyetsiz geldi bana. Her şeyi görmek, tatmak, yaşamak istiyor. Kalıplara sığmamak, "ben" olgusundan sıyrılmak istiyor. Her zaman arayışta, bedeni bir ırmağın yatağı gibi sabit kalsa da benliği sürekli şekil değiştirdi tıpkı o ırmağın suyu gibi kabuğunun içinde. Asla öğretmenler ve öğretiler onu tatmin etmedi. Acıyı çeken anlar deriz ya, herkesin aydınlanması da kendindeydi ona göre ve çevrenizdekilere bu aydınlanmayı anlatarak aydınlanmalarını bekleyemezdiniz. Özetle eğitimin amacı ne de o eğitimi verenler değildi aslında bizi olgunlaştıran, o eğitim için yürüdüğümüz yoldu her zaman. Ve o yol biricik sevgili okur. :))
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 201947,1bin okunma