Hayvan ıslahçıları istedikleri özellikleri gösteren hayvanları seçip sadece onları çiftleştirerek yeni ırklar oluşturuyorlardı. Yeni ırk oluşumu da tür oluşumunun ilk safhasıydı.
Bu fikirle boğuşurken Darwin iktisatçı Thamos Robert Malthus'un meşhur eseri Nufus İlkesi Üzerine Bir Deneme'yi okudu. Bu eserinde Malthus, insanların geometrik bir şeklide arttıklarını ( yani 2,4,8,16,32,64... ) buna mukabil yiyecek miktarının sadece aritmetik olarak çoğalabileceğini ( yani 1,2,3,4,5,6,7...) göstermişti. Yani nufus artışı, kontrolsüz bir şekilde olduğu takdirde sürdürülebilir olamazdı ve eninde sonunda bireyler arasında yiyecek için bir çatışma çıkması kaçınılmazdı. Darwin bunu doğal bireyler arasında bir mücadeleye yol açacağını, bu mücadelede de tesadüfen daha iyi özellikler geliştirebilmiş bireylerin kazanacağını, sadece onlarının yavrularının yaşam hakkı olabileceğini anladı. Bu şekilde bir hayvan topluluğunda nufusun karakter değiştirmesi, yani evrilmesi kaçınılmaz olacaktı. İşte bu mekanizmaya bugün doğal seçme diyoruz. İnsan toplumu içinde hayvan ıslahçılarının suni seçme ile kısa sürede yaptıklarını, tabiat doğal seçme ile uzun sürede yapıyordu ki bu uzun sürenin de mümkün olduğunu Lyell göstermişti.
Umarım benim milletimden de senin gibiler bir gün çıkacaktır. Yeter ki cehaletin pençesinden artık kendimizi kurtarabilelim, kendi düşüncelerimizden korkmamayı öğrenebilelim.
Ne mitolojiler ve dinler ne büyü ne de falcılık bilgi kaynağıdır. Tarih boyunca bilim adı altında "yalancı bilimler" (psödobilim) diyebileceğimiz; kehanet, astroloji, sihirbazlık, "gizli" (okült) bilimler gibi konular insanlara bilim diye sunulmuştur. Ama bunların hiçbiri bilim değildir; arkalarında ya safdil inanış ya da düpedüz sahtekârlık vardır.
Zengin ailelerin kendi çocuklarına verdiği imkânları devletimiz yenetekli gençlere temin edebilirse Atatürk'ün hayâl ettiği muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma hedefini yakalayabilirz.
Eski, "kadim" bilgiyi korumak için kullanılan zorlayıcı kurallar tarihte ilk kez karşımıza din olarak çıkıyor.
Dinin ilkel toplumlarda toplumu ve toplum bilgisini yani "geleneği" duyarlı hale getirmek gibi çok önemli bir rolü vardı. Din bu rolünü muhtelif vasıtalar; bir ruhban sınıfı, kutsal alanlar (tapınaklar, sunaklar vb.) ve kutsal kitaplar vasıtasıyla icra ediyordu. Dinin kurallarına ve akidelerine karşı çıkmayı imkânsız hale getirmek amacıyla günah kavramı geliştirilmiştir. Her dinin kendine göre, çıktığı yere ve şartlara özgü yasakları ve bu yasakların delinmesine mani olmak amacıyla geliştirilmiş günahları vardır.