Ülkemizde Macar Edebiyatı'nın sevildiğini düşünüyorum. Ufacık bir ülkeden bu kadar nitelikli yazarların ve edebiyatçıların çıkmasının muazzam olduğu kanaatindeyim. Magda Szabo da bu bahsettiğim grubun başlarında gelen yazarlardan. Ben de tüm kitaplarını çoktan edinmeme rağmen ilk olarak (kronolojik okuma isteğimden kaynaklı) Yavru Ceylan'ı okumak istedim. Kitabı okurken de bitirdiğimde de ilk aklıma gelen "bir insanı öfke, kin ve kıskançlık neye dönüştürür, hayatını neye çevirir böyle" demek olmuştu.
Kitabın ana karakteri Eszter Encsy savaş öncesi Macaristan kırsalında doğmuş ve çocukluğunu orada geçirmiş bir karakterdir. Dönemin koşulları ağır yokluk getirmekte ve küçücük bir çocuğun bu yoklukla mücadelesi de eserin giriş kısmında yer alıyor. Birbirine tutkuyla bağlı anne ve babasının kendileri ve aşkları dışında başka hiçbir şeyi düşünmemiş olması Eszter'i dünyaya düşman etmiştir. Keza çevresindeki insanlara karşı da bu düşmanlık, öfke yansımış ve o bu duygularla ayakta kalmıştır. Karakterimiz bu zorlu koşullardan çıkıp önemli yerlere gelmiş bir oyuncu olsa da bu geçmiş günleri içinden bir türlü atamamış ve geride bırakamamıştır. Yazarı muazzam bir karakteri yaratmış olmasından dolayı tebrik etmek gerekir.
Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Eszter çok başarılı bir aktris olmuş olsa da hayatı boyunca -çocukluğundan gelen- yalnızca bir kişiye, Angéla'ya duyduğu takıntılı bir kıskançlık ve nefretle yaşamıştır. Angéla, Eszter'in köyünde zengin bir ailenin kızı ve yokluk nedir bilmeyen, bir prenses olarak büyüyen bir kızdır. İstediklerinin olması o kadar olağandır ki bir yavru ceylanı bile olmuştur. Angela, Eszter'in gözünde her zaman ulaşılmaz, mükemmel ve kıskanılacak bir figür olmuştur. Eszter, Angéla'nın gölgesinde kalmış hissinin ve ona karşı duyduğu saplantılı