Mehmet Roni

Mehmet Roni
Acele etmeyen her yere yetişir ( Mihail Bulgakov ) ( Köpek Kalbi ) S/43
Çayırdaki garip hayvanlar, küskün kuzu ve savcı bey
“Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar” dedim. “Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!” “Bunu niçin söylediniz şimdi?” diye sordu.
Sayfa 164
Reklam
Mona Lisa, unutkan inek ve gündelik olaylar
son dönemlerde başıma gelen binbir olayla yarıda kalmış olan denememi yazmaya koyuldum. Nietzsche’nin “aktif unutma” tezi üzerinde çalışıyordum. Ona göre hayvanlarla insanlar arasında temel bir tarihsellik farkı vardı. Hayvanların tarihselliği yoktu; dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi. Bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları kıskanmamız için bir sebepti. İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olabilmenin tek şartı “unutmayı” başarabilmekti. “Hayvanların yaptığı gibi neredeyse hafızasız yaşamak ve mutlu olmak mümkündür ama hiçbir şeyi unutmadan yaşamak imkânsızdır” diye yazmıştı.
Sayfa 128
Çukurovada 30’lu yıllarda müthiş bir kuraklık oldu. Üç yıl boyunca insanlar ve hayvanlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Bu dönemde Tanrının gazabından kurtulmak için belki de yirmiye yakın evliya türedi. Bizim köyümüzde Ali, evliya olduğunu söylemeye başladı. Her ev en güzel döşeğini ona ayırıyordu. Kimse onu paylaşamıyordu. Birinin evinde iki günden fazla kalsa kavga çıkıyordu. “Bizim evliyayı tekelinize alıyorsunuz, her şeyi kendiniz için istiyorsunuz” diyorlardı. Ali ise “kutsallığını” yaratanlara eşit payda umu dağıtmaya çalışıyordu. Neyse 1933 yılında bir sonbahar günü yağmur yağmaya başladı. Hem de ne yağmur. Sanki her bir yerinden gök delinmişti. O yıl hiç görünmemiş bir ekin oldu, fışkırdı tarlalardan. Toprak tam üç yıl beklemişti. Çayırlardaki otlar diz boyu. Arı kovanları bal, incirler, narlar… Bütün ova çıldırmıştı.Herkes Aliyi unuttu. Ali ahırlarda uyumaya başladı. “Evliya evliya götü gevliye” diye bütün çocuklar peşine düştü. “Evliya” iken bolluk gelsin diye onun ayaklarına kapananlar onu alaya alıyorlardı. Ali tek söz söylemiyordu. Kimse ona yiyecek vermiyordu. Onu çobanlıktan da attılar. Bir sabah ırmağın 5 kilometre uzağında cesedini buldular, kendini öldürmüştü. Aliyi çok severdim. Bu üçlü anısından doğdu.
Sayfa 258
Leylam
Leylâm, Merhametsiz Ömrüm, Suskun, uzanmış, seni yaşıyorum. Hastalığım grafikte birdenbire yükseldi. Doktorsuz, eczanesiz, sıh-hıyesiz, Allah’ın belâsı bir köydeyim. Aileme, gözleri görmez olmuş anama yalan söylüyorum. Hastalığımı anlatamıyorum. 140 liraya 5 kişi geçiniyorlar.Ben de cabası... Bu korkunç kaos içinde sen, yeşil ve derin huzur, kafamdasın. Kurtuluşumu, her şeyimi, dünyayı sevmemi sana bağladım, sana borçluyum. Asıl peygamber olan sensin. Yeryüzünde günahsız tek insan sensin. Ve ben, orada yanında kalmam gerekirken, eşşek gibi buraya geldim. Belâmı da buldum. Oh olsun! Cânım, ben Said’i senden çok önce tanıdım... Şâirsin, dehâ gizleyen bir şâir. Korkunç üzüntülere kapılman, bundandır. Ben Said’i sevdim... Sanırım, Sait de arkadaş ve artist olarak yalnız beni sevebildi. Bu, onun sözüdür. Ve ben onu 10 yıllık bir acayip merhabalar ve gecelerden sonra tokatladım. Haydar’a da söyledim, şimdi de söylüyorum, pişman değilim. Onu bundan sonra da seveceğim. Ve onu, bence malûm bazı taraflarından ötürü bundan sonra da gayrı insanı bulacağım.(22 Mayıs 1954 Bismil)
Sayfa 20