Yarayla alay eder yaralanmamış olan
Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden
Sen çok daha parlaksın çünkü
Sen tüm göklerdeki yıldızların ilki
Sen aydınlatırsın geceyi
Şuan ne mutluyum ne de mutsuz.
Sadece her şey geçip gidiyor.
Şimdiye kadar pantomim sayesinde yaşamayı sürdürdüğüm bu insan dünyasında, gerçek olduğunu düşündüğüm tek şey bu.
Sadece her şey geçip gidiyor.
Gerçekten de Akhilleus'u tanımayacağımı mı zannetmişti? Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
"Sana bir sır vereceğim."
"Söyle."
"Hem ünlü hem de mutlu ilk kahraman ben olacağım." Elimi tuttu, avuçlarımızı birbirine dayadı. "Yemin et."
"Niye ben yemin ediyorum?"
"Sebep sensin de ondan. Yemin et."
"Yemin ediyorum." dedim.
Jane Austen, Fanny Burney'nin mezarına çelenk bırakmalıydı ve George Eliot, Eliza Carter'ın - erken kalkıp Yunanca öğrenmek için karyolasına çan asan cesur yaşlı kadın - sağlam gölgesine saygı duruşunda bulunmalıydı.Aphra Behn' in çok şaşırtıcı fakat münasip bir şekilde Westminster Abbey'de bulunan mezarına tüm kadınlar hep birlikte çiçekler yağdırmalıydı çünkü kendilerine düşüncelerini ifade etme hakkını kazandıran oydu.