Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz… Bu kusurumuzu gidermedikçe…dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer gibi görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, insanların mutlu bir yaşam sürmelerine olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız… İşte bu yüzden neredeyse bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düşkırıklığını görmek mümkündür. 
Hepimiz için ulaşılması en zor hayal, yaşanmamış hayallerimizin bize işkence etmediği bir noktaya ulaşabilme hayalidir. Dağınıklıkla baş edebilmek ve insan olarak yaşarken bir şeylerin hep dağınık kalacağını kabul edebilmek. Bütünleşmemişliğimize rağmen bir bütün olabilmek. Anılarımızın, tutkularımızın zincirinden, kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp durmaktan ve dönüşmek zorunda olduğumuzu sandığımız insan tiplerini model almaktan kurtulabilmek,anı peşimizde sürüklediğimiz bagajlar olmadan karşılayabilmek ve zamanın kendisi gibi özgürce varolabilmek.