Omuzlarımızın ve düşüncelerimizin üzerinde ağır yüklerle bir hapishanede doğmuşuz; kesip alınma imkânı bizi bir sonraki gün yeniden başlamaya teşvik etmese, tek bir günün bile sonunu getiremezdik... Bu dünyanın prangaları ve solunmaz havası her şeyi elimizden alır, kendimizi öldürme özgürlüğü hariç; bu özgürlük de, bunaltıcı ağırlıkların üstesinden gelen bir kuvvet ve gurur verir bize.
Çareleri değiştirmemiz, tesirli ve muteber hiçbir çare bulamadığımızdandır; çünkü ne aradığımız yatışmaya, ne de peşinden gittiğimiz hazlara inancımız vardır.
Bazı varlıklar, artık bir imana tesadüf edebilecekleri noktaya gelmişken, feleğin hangi cilvesiyle kendilerinden başka bir yere vardırmayan -yani hiçbir yere vardırmayan- bir yolu takip etmek için gerilerler? Acaba hidayete eriştikten sonra, en belirgin meziyetlerini kaybedecekleri korkusuyla mı?