Regardles

Regardles
@Regardles
Biz, bu zorbalıklar, gürültüler dünyasını sevmiyoruz. İçimiz onu sevecek kadar bozuk değil.
Neden aşk için uğraşmalı ve çabalamalıyım ki? Hayatımız koca bir okyanustan ibaret. Ve “Kader” denilen kavram bu okyanusun devasa dalgalarıdır.
Alıntı
Regardles isimli okura yanıt verildi
Regardles
Mehmet ÇağımnıMehmet Çağımnı Fikirlerinizi böylesine detaylı ve üzerinde düşünülmüş argümanlarla paylaştığınız için içtenlikle teşekkür ederim; getirdiğiniz eleştiriler, İslam düşünce tarihindeki Kelam ilminin en çetin meselelerinden biri olan irade ve kader dengesini yeniden tefekkür etmeme vesile oldu. Belirttiğiniz ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler kuşkusuz İslam akidesinin sarsılmaz sütunlarıdır ancak bu metinlerin yorumlanmasında İslam alimleri arasında tek bir kalıptan ziyade zengin bir perspektif çeşitliliği mevcuttur. Örneğin kaderin tabiat kanunlarıyla sınırlanması meselesinde, Maturidi gelenek başta olmak üzere pek çok ekol, "kader" kelimesinin sözlük anlamı olan "ölçü ve takdir" kavramına vurgu yaparak evrendeki nedensellik bağını bu kapsamda değerlendirir; zira insanın başına gelen musibetlerin bir "kitapta" yazılı olması, evrenin başıboş olmadığını ve her hadisenin ilahi bir nizam dairesinde gerçekleştiğini teyit eder. Sizin üzerinde durduğunuz "bilgi ve yaratma" arasındaki zorunluluk ilişkisi, aslında cebriyeci bir yaklaşıma kapı aralasa da İslam düşüncesinde "İlim maluma tabidir" kaidesiyle bu düğüm çözülmeye çalışılmıştır. Bu kaideye göre Allah, sizin yarın elma yiyeceğinizi bildiği için siz o elmayı yemiyorsunuz; aksine siz kendi iradenizle o elmayı yiyeceğiniz için Allah bunu ezelî ilmiyle biliyor. Zamanın dışındaki bir yaratıcının başlangıç koşullarını belirlemiş olması, insanın o koşullar içerisindeki "seçme kabiliyetini" yok etmez; nitekim İslam alimleri, Allah’ın külli iradesi yanında insana bir "cüz’î irade" bahşedildiğini ve sorumluluğun bu tercih alanında doğduğunu belirtirler. Eğer her şey bir senaristin yazdığı repliği okumaktan ibaret olsaydı, Kur'an'daki öğütlerin, mükafat ve ceza vaatlerinin bir anlamı kalmazdı; zira mutlak adalet sahibi olan Allah, seçme şansı olmayan bir varlığı o seçimden ötürü hesaba çekmeyeceğini yine bizzat kendi kelamıyla bizlere bildirmiştir. Dolayısıyla Tanrı’nın "Yaratan" ve "Bilen" sıfatlarının birleşmesi, insanı bir otomat haline getirmek yerine, sınırsız imkanlar denizinde insanın kendi yolunu çizmesini ve Allah'ın da bu tercihe vücut vermesini ifade eder. Sizin de belirttiğiniz gibi Allah dilemedikçe biz dileyemeyiz, ancak O'nun dilemesi, bizim özgürce dilememize imkan tanıyacak bir irade yasasını evrene yerleştirmiş olmasıdır. Bu bakış açısıyla bakıldığında insan, pasif bir oyuncu değil, sorumluluğu omuzlarında taşıyan aktif bir öznedir. Düşünceleriniz konuyu berraklaştırmak adına çok kıymetliydi, bu derin mevzuyu sizinle istişare edebildiğim için memnuniyet duyuyorum.