Kitapta üzerine eğilinilen birçok karakter vardı ama bence asıl odaklanmamız gereken Iza. Iza zor şartlarda büyümüş, okumuş ve başarılı bir doktor olmuş. Taşradan şehre taşınmış, hayat standartları kökünden değişmiş adeta. İnsanların özel günlerini unutmayan, ailesine her bakımdan destek olan ve işini de layığıyla yapan, herkes tarafından imrenilen bir kadın. Ondan hep iyi bahsediliyor. Anne ve babası hep Iza'nın çok hayırlı bir evlat olduğundan dem vuruyor, keza taşradakiler de öyle düşünüyor. Ne kadar harika bir insan profili değil mi? Halbuki Iza'nın harika olduğu falan yok. Iza'nın çocukluğunda rastlamadığımız ancak büyüdükçe gün yüzüne çıkan bir egosu var. Iza'ya göre herkes için en iyisini Iza bilir. Onlara sormadan hayatlarına müdahil olur ve onlara herhangi bir tercih imkanı sunmaz. Yakını olan insanlar (annesi, babası ve Antal) üzerinde hegemonya kurmak gibi bir özelliği var. Ve bunu öyle bir yapıyor ki, karşısındakileri en iyisini kendisinin bildiğine inandırıp bir sıkışmışlık hissine sürüklüyor. Kitapta Iza'nın ve çevresindekilerin bu durumla nasıl yaşadığına tanık oluyoruz. Ve tabii ki Iza gibi karakterlerin kaçınılmaz sonuna da...
Dediğim gibi, kitapta hayatlarına dahil olduğumuz Etelka, Vince, Antal gibi karakterler de mevcut ancak bu kitap kesinlikle Iza'ya dair. Belki biz de zaman zaman sevdiklerimize Iza gibi zulmediyoruz, belki bunu huy edinmişlerimiz var... Bu yüzleşmeyi sağlama babında kıymetli bir eser Iza'nın Şarkısı. Hoş taşra tasvirlerini, şehir yaşamına ayak uyduramayan Etelka'nın düştüğü zavallı durumları ve değinilen değişik insan profillerini unutamayacağım kitaba ilişkin.