Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.
Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür.
"Bengü il tuta olurtaçı, sen Türk Budun!"
Düşman eski haritalar üstünde Ankara adını taşıyan kerpiçten şehire girebilir. Onu, bir iki gülle ile tarumar edebilir. Fakat aynı adı taşıyan ruha nasıl el uzatabilir? Onu, nasıl zapteder? O ruh bugün, burada ise, yarın orada esecektir. Öbür gün bir fırtına haline girip kendisine daha yüksek, daha yalçın bir tepe bulacaktır. Orada gürleyecektir. Eyvahlar olsun, bu gerçeği şimdiden hissetmeyenlere. Bunlar kafalarını taştan taşa çarpacaklardır. Bunlar, sarp yokuşlarda yollarını şaşıracaklardır.
Bekir Çavuş:
- Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
- Onlar kim?
- Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar...
- İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?
- Biz Türk değiliz ki, beyim.
-Ya nesiniz?
- Biz İslamız, elhamdülillah... O senin dediklerin Haymana'da yaşarlar.
Gerçekten cephenin çözüldüğü, gözle görülür bir hale geldi. Fakat buna çözülmek mi, diyeceğiz? Hayır, hayır, Türk ordusu dağılmadı. Ve Ankara'nın üstünden: "Düşman ilerleyebilir, düşman Ankara'ya kadar da gelebilir. Fakat biz, yurdumuzun en son kayası üstünde de kendimizi savunacağız. Düşmanı 'vatanın harimi İsmetinde boğacağız'" diye bir ses
yükseldi. Bu, O'nun sesidir. Bu, insana ümit, kuvvet ve metanet veren sestir.