Reyyan Öztürk

Reyyan Öztürk
Tarih, insanları; insanlar da tarihi yarattığına göre ebediyete kadar devam edecek bir fâsid dairenin içinde kapalıyız demektir ve tarihin bedbahtlığı da kendisinin, menfaat gördükleri zaman en ilâhî hakikatı bile red, inkâr, tahrif veya ihfâ edebilen insanlar tarafından hikâye edilmesindedir.
Fâsid: bozuk, kötü, yanlış olan, bozguncu (vikisözlük) - Tahrif: bir şeyin aslını bozma, değiştirme - İhtâ: gizli olmak
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
— Kahraman anası olmak!... Hiç olmazsa kahraman anası olmayı istemek... Sana soruyorum: Kül Tegin’in adına dikilen taş parçası mı mühimdir, yoksa onun savaşları mı? O taşların üstündeki yazının lehçesi mi ehemmiyetlidir, yoksa Kül Tegin’in kendisi mi? Oğlunu kahraman olarak yetiştirdiğini yazıtlardan öğrendiğimiz o Umay gibi kadın yani Kül Tegin’in anası hiç şüphesiz edebiyat tarihi okumamıştı. Ama mazideki savaşları herhalde biliyordu.
Göğsünde vurup parçalanan kalbi, nihayet Bir saçları kan, gözleri keskin dişi çeldi. Artık bitecek ruhunu sarsan bu şeamet. Zira saçı kan sevgilinin ismi eceldi... İçtin de ecel zehrini sen kendi elinle Hâlâ bu gönül hangi uzak gölgeyi bekler? Bak, haykırıyor «Boştur ümitler» diye dinle, Zulmette keder besteleyen gamlı köpekler. Bir dinle adem ülkesinin ruhunu: Yer yer Davet ediyor bak seni binlerce kucaklar... Bir sır gibi, sevda gibi sessiz gezinenler Bir gün seni otlarda uzanmış bulacaklar... Kalbin benim olsun diyorum, çünkü mukadder... Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök, ver! Yoktur öte âlemde de kurtulmaya bir yer! Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın... Râm ol bana, ruhun yeni bir âleme girsin... Yazmış kaderin: Aşkıma ömrümce esirsin! Aklınla, şuurunla, hayalinle bilirsin: Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
Zaten Selim’e göre yaşamak sadece yaşamak; ölüm ise hatıralarda, gönüllerde, tabiatta ve ebedî karanlıkta yaşamaktı. Yahut da sadece hatıralarda, hatıralardan silindikten sonra tabiatta, tabiatta parçalandıktan sonra ebedî karanlıkta yaşamaktı. O karanlıkta kaybolmak, unutulmak ne güzeldi! Dünyanın bütün güzelliklerine veda etmekte büyük bir fedakârlık vardı ve her fedakârlık gibi bu da muhteşem bir şeydi.
Selim’in yaşayanlarla ilgisi kalmamıştı. Kendisi de yaşıyor sayılamazdı. İnandığı mefhumlar arasında arkadaşlık diye de bir şey vardı ki onu Şeref’in mezarında buluyor ve oraya, yaşayan bir insana gider gibi gidiyordu.