Martılar, okuduğum kitaplardan sonra aklıma özgürlükçü kuşlar olarak yazılmış, kendilerine özel hiç şiirleri-şarkıları olmamış, sabahları çığlıklarıyla; kendilerince güzel besteleriyle bizi uyandıran, beyaz ve asil hayvanlar.
"Yasak tanımaz rüzgar
Zincir vurulamaz martıya
Bir de insan kalbine"
"Son Ada", belki de gerçekten son olduğundan beni inanılmaz etkilemiş, karakterleri sinirleri geren (bir uyarlamasını gerçekte yaşadığımız ve bir kaçış-kurtuluş yolumuzun, kurtarıcımız olmadığı gerçeğini düşündüğümden) zaman zaman sıkıldığım, ama çokça etkilendiğim ve hayatıma büyük bir etkisi olan ve olacak bir kitap olarak bir kenarda duracak her zaman.
"Her devrimin bir kurbanı olmalı!" cümlesiyle tüylerimi diken diken etmiş, gerçekleri inceden ama açıkça ifade eden, Zülfü Livaneli'nin ustaca yazdığı eseri.
Kitap, cennet gibi bir adada huzurla yaşayan halkın arasına, bir devlet adamının, yazarın tabiriyle bir korkağın adım atmasıyla başlıyor. Sonrası bir felaket, içimdeki son zamanlarda demokrasiye olan inancımı kaybetmeye başlamış tarafımı körükleyen, demokrasinin her zaman iyi olmadığını vurgulayan, insanların ne kadar kör ve aptal olduklarını, her zaman her şey bittikten, felaketler yaşandıktan sonra kafalarına dank etmesini ve çoğu zaman etmemesini anlatıyor.
"Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur."
Pek çok kez bırakmak istemem rağmen, konunun işleniş şekli ve yazarın anlatımı dolayısı ile kendimi okumaktan alıkoyamadığım; sonunda, sonlarını hakettikleri düşüncesiyle sevindiğim, yalnızca masum olan iki, belki üç kişi için üzüldüğüm, yalnızca yaşanan her şeyin sonunda adanın ahının çıktığı, yalnızca canlıların ve tabiat ananın zarar gördüğü, yalnızca tek demek istediğim kitabın kesinlikle okunması, insanların bilinçlenmesi ve mücadeleyi elden