Nafiye TÜLÜCÜ

Nafiye TÜLÜCÜ
@Reyyanazra
Türkçe Öğretmeni
Strasbourg
47 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Biz, gazetelerin yazmayı unuttukları bir ayrıntı verebiliriz. Ölümünden birkaç yıl önce Digne Piskoposu’nun, gözlerinin feri sönmüştü ve o kız kardeşinin sevecen yardımları sayesinde, kör olduğuna şükürler ediyordu. İnsanlar yanında birinin bulunmasından güç kazanır. Bir kanat sesi gibi eteğin hışırtısını duyar, onun şarkı söylediğini, konuştuğunu, girip çıktığını, gidip geldiğini duyarsınız. Bu şarkının, bu sözün, bu adımların ekseni olduğunuzu düşünüp, her an kendi cazibenizi görür, kendinizi engelli olduğunuz ölçüde güçlü duyumsarsınız. Karanlıklar arasında, bu meleğin etrafında döndüğü yıldız olursunuz. İşte bütün bunlara çok az mutluluk yetişebilir. Hayatın en büyük mutluluğu, sevildiğine mutlak olarak inanmaktır; kendi için sevildiğine, daha doğru bir deyimle söyleyelim, kendine rağmen sevildiğine emin olmak.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ey koca insanlığın boğuluşu! insanların ve ruhların sonsuzlukta boğulmaları! Kanunların dışarı attıklarını yutan o engin denizler! Ey ruhların ölümü! Deniz, kanunun dışladıklarını attığı gaddar gecedir. Deniz bitimsiz sefalettir. Bu uçurumda kaybolan ruh, bir ceset haline gelir, onu tekrar kim diriltecek?
«Ademoğlu kendisine bir yük ve hem de bir ayartıcı olan bedenini, sürükler. Zaman zaman, onu alteder, zaman zaman onun arzularına yenilir. Kişi özvarlığına egemen olmalıdır. Fakat üstesinden gelemeyeceği kimi durumlarda boyun eğip düşebilir. Fakat bu düşüş dizler üzerine olup, duayla bitmeli. Bir aziz olmak, olası değildir, doğru ve haktanır olmak, yeter. Günah işleyebilirsiniz; ama kesinlikle doğru yoldan çıkmayın. Haktanır olun, ademoğlunun yasası, alabildiğine az günah işlemektir; hiç günah işlememek meleklerin işidir. Dünyadaki her canlı, günaha boyun eğebilir, bu bir tür yerçekimidir.»
Akrabası olan Lo Kontesi, mirasa konacak oğullarından her zaman söz ederdi. Oğullarının en küçüğü bir teyzeden yıllık yüz bin franklık bir gelire kavuşacaktı. Ortanca oğlu, amcasının ölümünden sonra onun Dük unvanına konacaktı. En büyük oğlu ise, dedesinin unvanına, şato ve bütün mallarına konacaktı. Çoğu zaman, Piskopos bu lafazan kuzeninin sözlerini anlayışla dinlerdi. Fakat bir seferinde, Kontes, konuşurken onun kendisini dinlemediğini fark etti, kınar gibi, bağırdı: «Ama Kuzenim neler oluyor size böyle? Nerelere daldınız? Sözlerimi dinlemiyorsunuz.» Piskopos ona şöyle dedi: «Aziz Saint Augustin’in özlü bir sözünü hatırladım da... Şöyleydi: ‘Dünya malına bel bağlamayın’.»
Oysa fazla zorlamayacaksın kendini, yaşamdan alabildiğin kadarına razı olacaksın. Yazgısıyla fazla oynamamalı insan.