Avrupa’nın en büyük dramı şudur: Kendini hiç bir zaman sevdirememesi. Belki kendinden korkulmuş, çekinilmiş, hatta sahte yaltaklanmalar da görmüş, fakat hiçbir insanoğlunun sıcak bir yakınlık duygusunu elde edememiştir.
Hayat yenilik istiyordu; öyle bir anne öyle çekilmez kardeşlerle ve kusursuz sayılamazdı; ufak bir değişiklik kendi hatırı için bile hiç de fena olmayacaktı.
Ne fark ederdi ki zaten? Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da… Herkes göçüp gidiyordu. Her şey göçüp gidiyordu.