Gök bilimciler, hâlihazırda Güneş sistemi dışındaki gezegenlerde yaşam izlerini bulmak için bu gezegenlerin yansıttığı ışığı inceliyor. Bu ışığın analizi, atmosferde oksijen ve metan
gibi canlılar tarafından üretilebilecek gazların kimyasal izlerini ya da bitkiler ve mikroorganizmaların ürettiği klorofil gibi gezegen yüzeyinde tespit edilebilecek biyolojik göstergeleri ortaya çıkarabiliyor. Şimdiye kadar ötegezegenlerde (Güneş sistemi dışındaki gezegenler) bulunan kalın bulut katmanları, yaşam izlerini araştıran bilim insanları için bir engel olarak görülüyordu. Çünkü bu bulutlar hem atmosferdeki gazlara ilişkin kimyasal sinyalleri hem de gezegenin yüzeyinde bulunabilecek biyolojik göstergelere ait sinyalleri
gizliyordu. Ancak Coelho ve ekibinin yaptığı simülasyonlar, bulutların her zaman bir engel olmayabileceğini gösteriyor. Bulgulara göre içinde mikroorganizmaların yoğun olarak bulunduğu bir bulut tabakası, gezegenin yansıttığı ışığın özelliklerini belirgin biçimde değiştirebilir, bu da yaşamın uzaktan gözlemlerle algılanmasında kullanılabilecek biyolojik bir işaret olarak değerlendirilebilir.NASA’nın geliştirmekte olduğu Yaşanabilir Dünyalar Gözlemevi (Habitable Worlds Observatory) gibi yeni nesil teleskoplar, gelecekte
başka yıldız sistemlerinde yaşam izlerini arama kapasitemizi önemli ölçüde artıracak. Ancak bu kadar uzak mesafelerden mikrobiyal yaşamı spektral analiz ile doğrudan tespit edebilmek için atmosferdeki mikroorganizma yoğunluğunun olağanüstü düzeyde yüksek olması gerekiyor.