En çarpıcı örneklerden biri olan metronom -müzisyenlerin kullandığı, düzenli vuruşlar üreten mekanik cihaz- zamanın algımıza nasıl katıldığım gösterir. Fiziksel açıdan bakıldığında, tekil vuruşlar düzenli aralıklarla meydana gelir ve duyan kişi için de düzenli bir
dizi olay meydana gelir. Ne var ki duyan kişi bu dizilimi (tik-tik tik-tik) otomatikman işitsel birimler olarak (tik-tak, tik-tak ) gruplar. Vuruşların frekansına bağlı olarak öznel birimler ortaya çıkar: 1-2, 1-2 veya 1-2-3, 1-2-3 vs. Fiziksel açıdan bu ritmik biçimler mevcut değildir. Vuruşların meydana geldiği tempo değiştirilerek, duyan kişinin hala sözgelimi 1-2, 1-2, 1-2 örüntüsünü duyabildiği zamansal üstsınır belirlenebilir. Bu sınıra iki ile üç saniye arasında bir yerde ulaşılır. Bu sınırın hemen altındaki fasılalar söz konusu olduğunda hala vuruşlarda gruplama yapabilirsiniz. Vuruşlar arasındaki fasıla üç saniyeyi geçtiğindeyse, bir dizi tekil olay algılarsınız (1-1-1...). Başka bir deyişle, beynin çevreden gelen uyaranları birimler halinde birleştiren zamansal entegrasyon kapasitesi en fazla üç saniyelik bir süreye sahiptir. Aynı şekilde bir altsınır da vardır: Eğer vuruşlar çok hızlıysa bir dizi olay kavranır ama vurgulama veya belirgin bir gruplama yoktur. 250 ms (çeyrek saniye) altında bir fasılayla gelen tekil vuruşlar söz konusu olduğunda, bunları -sözgelimi dört veya beş vuruşluk örüntülerle- gruplamayı başaramazsınız. Bundan çıkan sonuç şu ki, işitsel olayları algılanabilir örüntülere dönüştürebilmemiz için aralarındaki fasılanın en az çeyrek saniye, en çok da iki ile üç saniye arasında bir süre olması gerekir.