Beyinlerinde hasar bulunan afazili hastalar, dizilimi tespit edebilmek için uyaranlar arasında ortalama olarak daha uzun aralıklara ihtiyaç duyarlar. Bu durum, içsel ritmin yavaşlamış olabileceğine işaret ediyor olabilir. Bununla birlikte, hastalar genellikle —John Franklin vakasında olduğu gibi— çevrelerindeki olayların çok hızlı gerçekleştiğini söylemezler. Bunun iki olası nedeni vardır.
Birincisi, beynin ritmindeki yavaşlama daha çok fonetik unsurların ayırt edilmesiyle ilgili olabilir; içsel ritim, dünyadaki olayları uygun hızda deneyimleyecek kadar hâlâ yeterince hızlı olabilir. Öte yandan, özellikle işitsel uyaranların algılanması ve dolayısıyla konuşulan dilin işlenmesi konusunda bazı sorunlar bulunsa da, bu sorunlar genel algıya yayılmıyor olabilir.
Bu bağlamda, daha düşük zamansal çözünürlük sergileyen afazili hastaların müzik algılarının da zayıf olup olmadığını bilmek ilginç olurdu. Müzik deneyiminin birçok bileşeni —örneğin perde ve melodi algısı— büyük ölçüde sağ yarımküreye bağlıdır; buna karşın dil işlemleri ve zamansal dizilim sol yarımküreyle ilişkilidir. Yine de bu durum, müzik dinlemenin sol yarımküredeki sıralama süreçlerini içermesi ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz.
Laboratuvar ölçümlerinin ötesinde, gündelik görsel deneyimde fark edilmesi güç olan zamansal bozulmalar da olabilir. Nitekim, hastaların görsel uyaranların zamansal dizilimini tespit etme becerilerinin bozulduğuna işaret eden bulgular mevcuttur.
Franklin'in öğretmeni Dr. Orme algının hızını ölçen bir araç icat eder: Bir mile bağlı olan ve yatay ekseni etrafında dönen bir diskin iki tarafına birer resim yapılmıştır: bir erkek ve bir kadın resmi. Disk yavaşça döndüğünde kadın ve erkek art arda görünür, hızlı
döndüğündeyse çift aynı anda görünür: Gözlemci artık kadınla erkeğin göründüğü sırayı ayırt edemez. Bu araç yardımıyla Dr. Orme farklı insanların zamanı algılama kapasitesini ölçebilir. Mili giderek daha hızlı çevirir ve gözlemci erkekle kadını aynı anda gördüğünü
söylediğinde Dr. Orme bir sayacın gösterdiği hızı kaydeder. Mil ne kadar hızlı dönerse gözlemcinin zamansal çözünürlük kapasitesi - yani algılama hızı- o kadar yüksek demektir. Nitekim Franklin iki figürü araç nispeten yavaş bir hızda çalışırken birlikte gördüğünü
söyler.
Her ne kadar Dr. Orme John'un yavaş olduğuna kanaat getirsede, delikanlının düşünsel becerilerine inanır. Ve olaylar onu haklı çıkarır. Nihayetinde, öğrencisi kutup bölgelerinin meşhur bir kaşifi -ve hatta kısa süreliğine de olsa Tazmanya valisi- olacaktır. Kaptan
Franklin'in yavaş ama etraflı düşünme biçimi birçok defa gemisindeki denizcilerin hayatını kurtarır.
Öğrenmenin meydana gelebilmesi için hareketlerin sonuçlarına ilişkin geribildirim çok önemli, çünkü anlam ve değer bir ödül sisteminin aktive edilmesine bağlı. Dolayısıyla
geleceğe dair fikirlerimizi oluştururken daha fazla çaba harcamalı ve hayal gücümüzü daha çok çalıştırmalıyız, çünkü aksi takdirde bu soyut ve farazi fikirler şimdiki zamanın duygusal talepleriyle rekabet edemez.
METROPOLİT, gürleyen bir sesle – Yunan halkı, diz çök! Ölüme mahkûm halk, kurtarıcına doğru yükselt sesini.
Diz çöken halk Kyrie Eleisonu söylemeye başlar. İlahi okunurken giderek yükselen sesler duyulur:
Türkler!
Türkler!!
Türkler!!!
Boğazlanan erkeklerden ve zorla ele geçirilen kadınlardan gelen hırıltılar, inlemeler ve uğultular arttıkça Kyrie Eleison gittikçe sönükleşir.
Sonra büyük bir sessizlik olur.
Uzun süren bir tam sessizlik anından sonra, bir müezzin Ayasofya’nın minberine çıkar.
MÜEZZİN – Allahüekber Allahüekber!
Perde.
Kendisini parçalarcasına uluyan bir köpeğin sesi duyulur.
---
Paul Morand
Bizans’ın sonu
Gallimard
Paris, 1959