Yavaş ilerleyen, hafif bir baskının yok oluşla sonuçlanacağı şeklindeki kavramsallaştırma, Darvinci paradigmanın bir parçasıdır. Türlerin Kökeni'nde Darwin, yüzeyinde bir sürü çentik bulunan ağaç kütüğü mecazını kullanmıştı. En son atılan çentikler, yeni evrimleşmiş
olan türlere karşılık geliyordu. Çentikler (türler) haddinden fazla kalabalıklaşınca, her yeni gelen, eskilerden birini yerinden edip dışarıda bırakıyordu. Bu, açıkça şu anlama geliyor: Yeni gelen -ve daha iyi uyum sağlayan- türün uyguladığı baskı, temel türlerden en az birini yok oluşa sürüklüyor, ilgi çekici bir düşüncedir bu; üstelik kimbilir kaç nesil biyoloji öğrencisi tarafından da hatmedilmiştir. Ancak, mevcut saha verileriyle doğrulanabilmiş bir bilgi
olduğu söylenemez.
Altmış bir metreye varan bir kubbeyi yerleştirebilmek için, kubbenin ağırlığını kalın filayaklarıyla, payandalarla, kemerlerle, tonozlarla ve yarım kubbelerle desteklemek gerekiyordu. Augusteion'dan çıkıp atriuma, yani katedralin girişinde yer alan kemerli avluya giren mümin, yapının heybeti altında ezilir. Narteksi geçip nefe girdiğinde bakışları karşı konulmaz bir biçimde yukarıya, kubbeye ve onu süsleyen isa resmine kayacak, bir ışık oyunuyla bakışlarının gökkubbeye çevrilmesinin ardından, ilahi kudretin büyüklüğü altında ezilme ile ruhun yücelmesi arasında gidip gelecektir. Bu simgeselliğe karşı duyarlı olan Konstantinopolisliler, her cumartesi ve pazar günü katedrallerini tıklım tıklım doldururdu.
532 yılındaki Nika Ayaklanması buna örnek olarak verilebilir: İustinianos, Mavilerle Yeşillerin birlik olup kendisini tehdit etmesinden Theodora'nın soğukkanlılığı ve generali Belisarios'un kararlılıkla her iki takımın mensuplarını Hipodrom'da sıkıştırıp kılıçtan geçirmesi sayesinde kurtulabilmişti. Ancak bu arada Ayasofya Katedrali yanmış ve yeniden inşasını gerektirecek denli ağır hasara uğramıştı.
26 Ocak 448 depremleri duvarlarda ve üç yüz doksan dört kuleden elli yedisinde hasar yaratır; ancak Atilla tehdidi nedeniyle hız verilen onarım çalışmaları yalnızca altmış gün sürer ve o tarihten sonra hiçbir deprem ciddi bir tehlike oluşturmayacaktır. Surlar Propontis kıyısında sekiz, Haliç kıyısında yedi ve karada altı buçuk kilometre tutuyordu.