Kitabın başlığı gerçekten can alıcı, kapak tasarımı da bir o kadar sarsıcı ve evet, kitabın kendisi de aynı oranda etkileyici.
Hayattan bıkan ve bu monotonluğun hiçbir zaman son bulmayacağını düşünen Veronika'nın başarısız intihar teşebbüsü ile başlıyor olaylar. Ardından kendini akıl hastanesinde bulan kahramanımız yaşamak için sayılı günü kaldığını öğreniyor.
Dürüst olmak gerekirse, kitabı soluksuz okudum. Film izlemek gibiydi, gerçi çoğu kitap öyledir ama bu kitap olaylara başka bir hava katıyor. Yazarın anlatım tarzının bir sonucu sanırım.
Kesinlikle sıkıcı değil, eser sadece Veronika üstünde durmadığı için okuyucuyu bunaltmıyor. Akıl hastanesindeki bazı kişilerin de hayat hikayesini, insanlar tarafından nasıl muamele gördüklerini de öğreniyoruz.
Peki ya gereksiz bölümler? Benim açımdan gereksiz olaylar da vardı kitapta. Cinsellik üzerinde biraz fazla durulmuş gibi geldi. Fakat bunun dışında gayet güzel bir romandı.
Bazılarının düşündüğü gibi kitap bizi daha depresif biri yapmıyor, bizi hayata daha çok bağlıyor. Veronika, gün geçtikçe, alınan her bir nefesin aslında ne kadar kıymetli olduğunu; hayatın inişleri ve çıkışları olmasının aslında hayatı monotonluktan çıkaran şey olduğunu düşünmeye başlıyor. Ama ölmekten gerçekten vazgeçiyor mu? Eseri okuyunca işte bunu öğreniyoruz.