Efendiler, bin yıllık Doğu meselesi, belirli zamanlarda öne çıkan ayırıcı vasıflarına göre üç devreye ayrılabilir; bu devreler tarih sırasıyla dini, siyasi ve iktisadidir. Devrelerin vasıfları bazen birbirinin içine girer: Mesela ayırıcı vasıfları iktisadi olan son devrede siyasi ve dini etkenler kaybolmuş değildir.
Vaktin darlığından dolayı doğu meselesinin ilk iki devrinden, dini ve siyasi devirlerinden bahsedecek değilim; yalnız son devrine, yani Doğu meselesinin iktisadi devrine ait bazı değerlendirmeler arz etmekle yetineceğim.
Doğu meselesi hicri 13. (miladi 19.] asır ortalarından başlayarak üçüncü devresine, yani iktisadiyatin diğer etkenlere hâkim olduğu devreye dahil olmuştur. Zaten bu sıra bütün dünyanın insani muamelelerinde iktisadiyatin diğer etkenlere üstün geldiği daha açık görünür: İnsanlık tarihinin bu faslında, en medeni sayılan birkaç milletin, İngiliz, İngiliz azmanı Amerikan, Fransız, Alman, Italyan ve Rus milletlerinin içinde türemis bir sınıfın, büyük sermaye sahiplerinin, şimdi moda olan bir tabirle kapitalistlerin bütün dünya işlerine hükümran oldukları tezahür eder. Büyük sermayedarlar, yani fabrika, banka, maden ocağı, şimendifer, vapur... vb. sahipleri, bütün dünyayı sermayenin, kapitalin tahakküm ve tagallübü altına almaya uğraşırlar. Bu tarihi devreyi diğer tarihi devirlerden ayırt eden belirgin vasıf, büyük sermayenin oynadığı büyük roldür.
Bu devirde hükümetler, hükümdarlar, ordular, serdarlar hep büyük sermayenin hademesi menzilesine inmişlerdir. Miktarları gittikçe eksilen, fakat sermayeleri gittikçe artan belli miktar sermayedarlar kendi vatandaşlarının çoğunluğunu, şahsı refah ve saadetlerine, israf ve sefahatlerine hizmet eden ameleye dönüştürmüşlerdir.
Lakin yalnız kendi vatandaşlarına tagallüb ve tahakküm de sefih hayatlarını