Öğrendiğim şu, hayatta her şeyi tüketen, ruhu öldüren, sahip olduklarının kıymetini unutmana sebep olan tek bir şey vardır, o da alışmak... İşte bu sebeple, nankörler her güzelliğe kolay alışır ve de bu alışkanlığın perdesi altında, evveliyatlarındaki bütün diğer günleri unuturlar. Gençlikmiş, sıhhatmiş, servetmiş, hepsi iki günde hükümsüz kalır. Bir de çilekeşler var, onlar da ızdıraba kolay alışır. Onlar için de işkenceymiş, ölümmüş, kölelikmiş, hiçbirinin hükmü yoktur. Velhasılıkelam, iyiye de kötüye de fazla alışma evladım. Alışırsan, güzel olanın kıymetini bilmez, kötü olandan da rahatsız olmazsın. Kıymetsiz bulduğun yahut rahatsız olmadığın şeyler için de, asla ve kat'a mücadele etmezsin. Kuruyup gidersin bir köşede, hiç yaşamadan ölürsün...
Herkes kalbinde kendi acısını ve dünyasını taşıyor. Yüzlerde hayatın yalnız ıstırap izleri okunabiliyor. Kimsenin kimseye baktığı yok. Kimse kimseyle konuşmuyor...
Mutlu insan görmek istemezdi etrafta. Mutlu insan görmek kendisini eksik hissettirir, mutsuzluğunu hatırlatırdı. Herkesi kendiyle karşılaştırmaya alışmış insanların zihni böyle çalışır. Mutsuz, hele ki bedbaht insan gördüğündeyse kendi sefil hayatı için şükrederdi.