Dünya dönüyorsa ve biz ayakta kalabiliyorsak bunun ne elimizi tutacak kadar yakına gelen ama ne de gözden kaybedecek kadar uzaklaşan böyle insanların varlığı sayesinde olduğunu düşünecektim.
Acılara batmamış bir aşk söyle bana
Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle
Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama
İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de
Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına
Mutlu aşk yok ki dünyada
Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa
-Louis Aragon
“Nasılsın?” diye sorulduğunda içimden bir çığlık gibi yükselen, “Yalnızım, çok yalnızım,” sözcüklerini söylememeyi başarıyor ama yine de sebebini ve kaynağını pek anlayamadığım tuhaf bir denge içinde hayatımı sürdürüyordum.
hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde
her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin;
en ince kımıltında bir şey var içime gömen beni,
bir şey dokunamıyacağım kadar bana yakın
kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi,
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın
(dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gülünü
ya da beni kapatmaksa isteğin, ben
ve hayatım kapanırız güzelce, birden
karın her yere özenle inişini
düşleyen yüreğince şu çiçeğin;
duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede
erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
yapısının renkleriyle beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan, her nefeste
(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan
ve açan; yalnız anlıyor içimde bir şey
gözlerinin sesini güllerden derin olan)
kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri
-Edward Estlin Cummings
Adaçayının kışı lavantanın kollarında geçirdiği yıldı. Kış bir türlü bitmek bilmemiş, güneş, niyeti görüşmek olmasa da yasaksavar gibi arayıp hal hatır soran eski bir arkadaş misali dünyaya arada bir göz kırpmış ama yüzünü pek göstermemişti. Bahar uzak bir rüya gibiydi.