Masumiyet Müzesi:
Orhan Pamuk’un kaleme aldığı masumiyet müzesi, klasik bir aşk romanı gibi başlayıp giderek insanı huzursuz eden bir saplantının hikâyesine dönüşüyor. Okurken sürekli bir ikilem yaşıyorsunuz: Bir yandan kitabı hızlıca bitirip bu tuhaf atmosferden kurtulmak istiyorsunuz, diğer yandan sayfaları ağır ağır çevirip o dünyanın içinde kalmaya devam ediyorsunuz. Romanın içinde insanı tutan, neredeyse tiksindirici bir zevk var. Tam da bu yüzden bir an önce bitirmek ile bir türlü bırakmamak arasında gidip geliyorsunuz.
Romanın merkezinde Kemal ve Füsun’un ilişkisi var ama bu ilişkiyi romantik bir aşk olarak görmek bana pek mümkün gelmedi. Füsun karakteri zaman zaman oldukça bencil görünüyor. Özellikle Kemal’e karşı sergilediği tavırlarda bir intikam alma güdüsü hissediliyor. Sanki geçmişte yaşananların hesabını kapatmak isteyen bir taraf var. Bu yönüyle Füsun, klasik “masum” bir karakter değil.
Kemal ise bence romanın asıl problemli tarafı. Şımarık, ne istediğini bilmeyen, duygularını yönetemeyen ve giderek takıntılı hale gelen bir karakter. Hatta bazı anlarda davranışları neredeyse bir psikopatın saplantısı gibi görünüyor. Bu yüzden Kemal’in yaşadıklarına bakarken insanın aklına şu düşünce geliyor: Belki de başına gelenler bir trajediden çok kendi karakterinin kaçınılmaz sonucu. Bir anlamda hak ettiği bir ceza gibi.
Romanın en ilginç taraflarından biri de nesneler üzerinden kurulan hafıza fikri. Kemal’in biriktirdiği eşyalar, anılar ve küçük objeler hikâyeyi farklı bir yere taşıyor. Yazarın fikir öyle güçlü ki gerçekten de İstanbul’da masumiyet müzesi adında bir müze açmış;müzeyi açmak için mi kitabı yazdı diye düşünmeden edemiyor insan . Açıkçası o müzeye uğramanın zamanı geldiğini düşünüyorum. Ama içimde tuhaf bir çelişki de var: Bir yandan görmek
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.