Muhammed Aliyev

Muhammed Aliyev
@Rogarianous
"Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
Sabah Yıldızı Yorum
Sabah Yıldızı Kızıl Yükseliş ve Altın Oğul'dan sonra olan olayları güzel bir biçimde anlatan bir kitap. İlk kitaptaki çoğu yargılarım ikinci ve bu kitapla birlikte tamamen kırıldı. Çünkü, o ilk kitaptaki "Altınlar çok güçlü", "Altınlar yenilmez", "Altınlar yüce" algısı tamamen yıkıldı ve ne kadar pislik yaratıklar olduklarını gördüm. Ne kadar önemsiz, şerefsiz, bencil olduklarını daha iyi gördüm. İlk kitaptaki korkulan karakterler burada basit ve önemsiz kişiler olarak görünür oldu. Birinci kitapta Darrow'un hedef koyduğu mevkilerin de ne kadar boş olduğunu ve hiçbir anlam ifade etmediğini bu kitapta gördüm. Darrow'un kendisi de çok değişmişti. Artık ne tam bir kızıldı ne de altındı. Şans verilse ve eski hayatına dönme fırsatı olsa, geri dönemezdi. Şu anki hayatındaki şeyler, bildikleri ve konumu onu aşağıda yaşamasına izin vermezdi. İntikamla başlayan yolculuğu, Kısrak'la (Virginia) yeni bir sistem kurma amacına döndü. İhanetler, yeni ittifaklar, fedakârlıklar, savaşlar, psikolojik anlar, sessizlik ve suskunluklar, dostluklar ve düşmanlıklarla dolu bir kitaptı Sabah Yıldızı. Sadece Darrow'un etrafında dönmekle kalmayıp, diğer karakterleri de derinlemesine bize sunmuş. Her bir karakterin değişimi, gelişimi, yaşadıkları, düşünceleri ve dahası iyi işlenmiş. Sevro'nun nasıl bir yük altında kaldığı ve bu yükü taşıma zorunluluğu hissetmesi, o yükü de Darrow'la bölüşmenin getirdiği hafifleme ve rahatlama, sevdiği kadını koruma içgüdüsü, Uluyanları'na olan bağı, sorumluluklarına karşı sergilediği tutumu, inişli çıkışlı bir karakter olmasıyla gözümde favorilerimden biri diyeceğim bir yerde. Ragnar gibi birinin nasıl tüm seri boyunca sadakatini koruduğuna hiç şaşırmadım. Hikayedeki büyük abi rolünü çok iyi oynadı. Söyleyecek fazla
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir insan varoluşunun önemli bir dönüm noktasına geldiğinde, içinde inanılmaz büyük ızdıraplar çeker. Öyle bir evredir ki bu dönüm noktası. Bir yeniden doğuştur. İnsan o acıya daha fazla katlanamayıp kurtulmak için yeniden doğar. Eğer yeni bir hayata atılacak cesareti bulamıyorsa, çektiği o acı, onu yeterince rahatsız etmiyor aksine hâlinden memnun demektir. Öyle bir dönemdir ki, varoluşsal dönüm noktası; o zamana kadar sahip olduğu ve savunduğu değerlerini sorgular, eylemlerinin önemini tartar, düşüncelerini gözlemler ve onlar üzerinde bir hüküm kurup kuramayacağını görmek ister. Düşüncelerinin her şeyin merkezinde yer aldığını anlar. Ona hem acı veren hem de onu iyileştiren yine insanın düşünceleridir. İnsan ilk zamanlardan şimdiye ve ileriye, her zaman kendisiyle, kendi öz düşünceleriyle savaşan bir varlık oldu. Başına ne geldiyse, başkalara ne getirdiyse hepsi düşüncelerle başladı. Ve o varoluşsal dönüm noktasına geldiğinde, o evreyi aştığında insan düşünceleri üzerinde hakimiyet kurar. Ve düşüncelerini aşan insan, kendini aşar. Kendini aşan insan ise, dünyayı aşar. Böylelikle, tırmandığı dağa dünya onu görsün diye değil, o dünyayı görsün diye çıkar.
NİHİLİZM
Uzun bir metin yazacağım, belki yeni bir bakış açısı kazanırsınız: Bundan aylar önce, üniversitenin ikinci döneminde nihilizm saçmalığına yakalanmıştım. İlk dönemdeki hırsım ve disiplinim aniden dibe vurmuştu. Her şeye kadir olduğumu düşünürken bir anda hiçbir şeyin bir önemi olmadığını, yapsam da yapmasam da bir anlam ifade etmediğini düşünmeye başladım. Eskiden korkularımı yenmek için "Yapsan da yapmasan da dünya dönmeye devam ediyor" diyip korkularımın üstesinden gelirken, ikinci dönemde bu felsefeyi "Yapsan da yapmasan da anlamı yok dünya dönmeye devam ediyor" olarak istemeden değiştirdim. Bu kocaman bir dönem boyunca normalde 7 8 saat ders çalışan beni sayfa açtırmaz hâle getirdi. Birkaç olayla beraber kendimi bir bataklıkta buldum. Toplumun gelişimini düşünen, romanlarımı topluma bir mesaj versin diye yazan beni bireyci birine çevirdi. Kendimi fiziksel olarak olmasa da ruhen ve perspektifsel olarak toplumdan ayırmıştım. Tıpkı Martin Eden'in (Martin Eden) ne işçi ne de burjuva sınıfına ait hissetmesi gibi. Şu şarkı tam olarak o zamanki halimi yansıtıyor: open.spotify.com/track/4zM8riZXA... Şu an hem arkadaşlarımın hem de zihinsel savaşımda galip gelmem sayesinde nihilizmden kurtuldum. Fakat tam olarak onu silemedim. Bir kere anlamsızlığa yakalanınca tekrardan kendi anlamını yaratmak çok zor ve bi' hayli zaman gerektiren bir iş. Fakat kendini yeniden inşa etmek için önce yıkılman gerekir, değil mi? Çöküş zamanımda yeni bir romana giriştim, adı "Karanlığın Ötesinde". Konusu adalet sistemini ve değerleri sorgulayan, yozlaşmayı dibine kadar vurgulayan bir temada kendi adaletini sağlamaya karar veren eski bir polisi anlatıyor. Kendi bulunduğum duruma gelmiş olmam farklı perspektifler kazanmama da yardımcı oldu. Oradayken
1000Kitap
Türkiye
Elimizden alınana dek özgürüz sanıyoruz.
Türkiye
Özgürlük tarih boyunca hep kanla kazanılmıştır. Her zaman da öyle olacak. Farklı bir yol izleyeceğimiz yok.