• Türkiye'de İstanbul ne ise,
    İstanbul'da gece ne ise,
    Gecede yürümek ne ise,
    Yürürken düşünmek ne ise,
    Seni unutmamacasına düşünmek ne ise,
    Unutmamanın anlamı ne ise,
    Seni sevmek ne ise,
    Saklayayım, yok söyleyeyim derken
    Birden aşka düşmek ne ise.
    Her neyse..
    Özdemir Asaf
    Sayfa 384 - Yapı Kredi Yayınları - 20. baskı: İstanbul, Mart 2018
  • 1960'lı yıllar ne Türkiye için, ne de Amerika için "hayırlı" geçiyordu...
    ABD telaş içindeydi, dünya elinin altından kaymaya başlamıştı. Birleşmiş Milletler'deki ağırlığını her geçen yıl kaybediyordu. 1952 yılında üye ülkelerin yüzde 85'i Amerika'yla birlikte hareket ederken, bu oran 1960 yılında yüzde 56'ya düşmüştü.
    Güney Amerika, Afrika, Asya ve Ortadoğu'da Amerika'ya karşı sert tepkiler başlamıştı.
    1960­-1964 yılları arasında 27 Afrika ülkesi bağımsızlığını kazanmıştı.
    "Yankee go home" afişleri asılıydı dünyanın her köşesinde...
    Amerika sertleşmeye başlamıştı. Hâkimiyetini reddeden "Üçüncü Dünya ülkeleri" liderleri CIA tarafından ya tasfiye ediliyor ya da öldürülüyordu...
    Ve Türkiye de bundan "nasibini" alacaktı.
    (...)
    Bu arada Kıbrıs krizi giderek tırmanıyordu...
    6 mart 1964 tarihinde İnönü gazetecilere, adaya çıkarma yapabileceklerini söyledi.
    13 martta Türk jetleri bir kez daha ada üzerinde uçtu.
    16 martta meclis oybirliğiyle, hükümete Kıbrıs'a çıkarma
    yetkisini verdi.

    Soluklar tutulmuş, çıkarma saati beklenirken ABD Başkanı Johnson'dan Başbakan İnönü'ye bir mektup geldi. Amerika Türkiye'yi uyararak, "Bizim verdiğimiz NATO silahlarını kullanamazsınız" diyordu!
    O güne kadar Türkiye'nin yüzüne gülen Amerika gerçek yüzünü gösterivermişti. Silahlar sadece "komünistlere" karşı kullanılabilecekti!

    Başbakan İnönü, siyasî literatüre geçen, "Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır" ünlü sözüyle yanıtladı mektubu...

    Sovyetler Birliği fırsatı kaçırmıyor, NATO içinde yalnız kalan Türkiye'ye sıcak mesajlar gönderiyordu...

    "İhtiyar Kurt" İnönü pes etmiyordu. Türk uçakları bir kez daha ada üzerinde gövde gösteri yaptı...

    O sıcak günleri Başbakan İnönü'nün damadı gazeteci Metin Toker yakından yaşamıştı:
    "General Porter diye bir Amerikalı geldi. General Ankara'ya bizzat Başbakan Johnson tarafindan gönderilmişti. Görevi İsmet Paşa'nın 'hayır' dediği birtakım teklifleri Türkiye adına kabul edebilecek bir başbakan aramaktı.(...)
    General Porter'ın geliş günlerinde CIA ajanları da, Türkiye'de bir anket yapıyorlardı:
    "Başbakan kim olsun?"

    Aranan başbakan bir yıl sonra bulunacaktı: Süleyman Demirel...
    Soner Yalçın
    Sayfa 116 - Doğan Kitap
  • Yedi İklim'de, Dergâh ve Kırağı dergilerinde ve zaman zaman Hece'de şiirlerinin kendine has dokusuna hayran olduğum şairin, okuduğum ilk eseriydi... Şiirin, okunduğu mekânın, sohbetin ve yorumcunun sesinin libasını giyindiğini de göz önünde bulundurursak unutulmaz bir şiir gecesiydi bizim için...

    Simurg, şairin ilk eseri, ilk eser olmanın mahcubiyetini ve tedirginliğini daha ilk dizelerde atıvermiş üzerinden. Cümlelerinde ki kurgu içinize halatlar indiriyor ve mutlaka bir çığlığınızdan yahut bir pişmanlığınızdan çekip çıkarıyor sizi... Düğümlerinize yenilerini ekleyiveriyor :)

    Şiir, şairin yeteneği değil mizacıdır derim ya ben, işte Simurg bu fikri kuvvetlendiren dizelerle dolu...

    "Hayatın yırtılan sessizliği..." derken binlerce yankı uyanıyor göğsümde...Ah diyorum artık hayatın sessizliği bir yitikler ormanı, kuşlarca nefessiziz, düşünmenin mevsimi yakarak geçti dal uçlarımızdan... Hem gürültülü, hem gizsiziz...

    Şairde zamanı önemseyen ve gelenekseli bir anaforun kuytusunda unutmak endişesi baş gösteriyor ama şiirinin başı dik. Pek çok şairi tedrisi altında toplayacak kadar usta bir şair olmasına rağmen, kendisine sorulan "hiç çocukken adından söz edilen bir şair olmayı düşlemiş miydiniz sorusuna; Tanınmışlık nedir ve nerde oturur?" gibi ders niteliğinde bir yanıt veren şairin tevazusu ayrıca taktire şayan..

    Son olarak Simurg'un, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ödüle lâyık görüldüğünü de ekleyerek bitirmek istiyorum...

    Geceniz şiir olsun...
  • Fenerli erkeklerle evlenin kızlar...
    29 sene Türkiye kupasını kazanmayı,
    20 sene Aziz Yıldırım'ın gitmesini beklediler.
    4 senedir 4.yıldızı, 10 senedir de şampiyonlar ligini bekliyorlar ve hiç Fenerbahçe'yi bırakmadılar.
    Sizi de ne olursa olsun bırakmazlar.



    😅😅😅
  • Hala 100 yıl öncesinin teknolojisiyle yerli-millî otomobil üretmekten bahsediyoruz. Jet Fadıl'ın "yaptığı" otomobilden medet umanların ülkesi burası.
    Hiçbiri tesadüf değil. Bilerek Türkiye'yi bu hale düşürdüler. Türkiye geri kalmış bir ülke değil, geri bıraktırılmış bir ülkedir!!!
  • ....17/32....
  • “Dünyada bir şeyler olup bitiyor
    Hepsi senin yüzünden!
    Farkında mısın?
    Senin yaptıkların ve yapmadıkların yüzünden dünyada hep bir şeyler olup bitiyor.
    Yeryüzünün yarısı senin yüzünden kan gölü, diğer yarısının dört yanı duvar senin yüzünden.
    Mülteci umutlarına mezar olan denizlerin sebebi sensin. Dünyanın bilmem hangi Afrika'sında açlıktan ölen her çocuğun sebebi sen... Türkmen Dağı senin yüzünden çaresiz. Kardeşlik kardeşlik yıkılan sur senin yüzünden!
    Tlürkistan'in sancısı, Irak'in acısı, Mısır’ın esareti, Libya, Yemen, Arakan..
    Senin coğrafyanın ıstırapları değil sadece,
    New York un sarhoşluğu senin yüzünden, Moskova'nın başıbozukluğu,
    Amsterdamın başındaki duman!
    Hepsinin sebebi sensin, hepsi senin yüzünden!
    Var olan her yanlışın sebebi sensin bu dünyada, olmayan her doğru senin yüzünden.
    Sen diyorum sana, sen!
    "Bu dünyada olup bitenlerin
    Olup bitmemiş olması için Ne yapıyorsun?"
    Dünya sandığın kadar büyük değildir belki. Sen zannettiğin kadar küçük değilsin.
    Ve sebepler görebildiklerinden ibaret değildir belki..
    Düşün ki Kudüs'te bir evin kapısı yıkılacak gibi çalınıyor gecenin bir yarısı. Bir çocuk uykusundan uyanıyor korkulu gözlerle. Sevmediği adamlar var evin içinde, babasını alıp götürüyorlar. Bir şeyler yapmak istiyor ama ürkmüş ama
    korkmuş, başı önde...
    Ve sen sadece bir çocuksun Türkiye'de.
    Ne yapabilirsin?
    Ders çalışmak için uyanmışsın seherden az önce. Sayfalarını karıştırırken kitabının, notlarını alırken deftere, kalbinde bir niyet var. "Ya Rabbi ben bu okulu okuyorum
    ama kendim için değil, Efendim'in ümmetine bir faydam olsun diye okuyorum, yardımcım sen ol" diyorsun. Kalem bir ibadet şevkiyle notlar alıyor deftere. Kalem, kâğit ve el bir oluyor.
    Bir dervişin elinde vecd ile dönen bir tesbih gibi şimdi kalem...
    İşte tam da o anda o kalemin defterin üzerinde çıkardığı ses, buradan kalkıp Kudüs'te bir evin penceresinden içeri
    bak nasil süzülür. O çocuğun önce kalbine oradan gözlerine cesaret olup nasıl da dolar. Cocuk babasıyla göz göze gelmesin mi bir de. Babasının gözlerindeki ateş o adamlara neler yapr.
    Anne şaşkın, baba anlamaya çalışıyor ne olduğunu, çocuğun yüzünde bir tebessüm Türkiye kadar!”️