1000Kitap Logosu

Türkiye

Gülsena Y.
bir alıntı ekledi.
Von Moltke : “… Ticaret, yabancı malların yerli hammaddesini kendi yurdunun yetiştirdiği bi okka işlenmiş kumaşa karşılık, on okka ham iplik veriyor. (…) Başkentin yakınında uçsuz bucaksız yerler bomboş durur, hükümet Odesa’dan buğday alır. Topraklar, ormanlar, sular olduğu gibi duruyor. Türkiye’nin bütün ticaretinin, kendi yasalarının himayesi altında yaşayarak, bu devletin içinde bir sürü devlet yaratan yabancıların elinde olması bundan. Türkiye hammaddelerini yabancı ülkelere sattığı halde, elde ettiği para ile yabancı endüstri ürünlerini ödeyip alamıyor. Para kurunun durumu, paranın değerini düşürmek gibi hazin önlemlere bundan ötürü başvuruluyor.”
1
Hakan Arıkan
Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ü inceledi.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Ahmet Hamdi Tanpınar
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Okuyacaklarıma Ekle
2
Herhangi Biri
bir alıntı ekledi.
Önyüzbaşı Selim Pusat'tan Tespitler 7 ya da İade-i İtibar
Demek tarihte tamamiyle yanlış anlaşımış insan yok, öyle mi? Senin tarih dediğin hoparlör yalnız imparatorluklarla meşhur insanların değil,hakikatlerin de mezarıdır. Ne yapalım ki, muhterem tarih bizatihi mevcut değildir ve biz onu yine tarihin çocuğu olan bir insanın ağzından dinlemeye mecburuz. Tarih, insanları; insanlar da tarihi yarattığına göre ebediyete kadar devam edecek bir fasid dairesinin içinde kapalıyız demektir ve tarihin bedbahtlığı da kendisinin,menfaat gördükleri zaman en ilahi hakikatı bile red, inkar, tahrif, veya ihfa edebilen insanlar tarafından hikaye edilmesindendir. Uzağa gitmeden, çatırtıları hala işitilen bir haileyi misal vererek fikrimi ispat edeceğim: İkinci Abdülhamid çok kötü bir adamdır ve onun sadrazamı Said Paşa da istibdada alet olmuş kötü bir vezirdir, değil mi? Tarih böyle yazıyor. - Evet! - Evet değil, hayır! Tarihin şuuru ve vicdanı olsaydı böyle demeyecekti. Çünkü tarih Sultan Hamid’le sadrazamını bize onların dümanları olan hürriyetperverlerin ağzı ve gözüyle anlatıyor ve eşref-i mahlukat sayılan, fakat hakikatte bir sürüden başka bir ey olmayan insanlar da bu şahane safsatayı kabul ediyor. Acaba Sultan Hamid’in gözüyle tarih yazılsaydı hürriyetçiler için verilen hüküm ne olacaktı? Bu hükmün doğruluğu ne malum diyeceksiz. Şuradan malum ki, Sultan Hamid’in siyasi idamlar yapmadan otuz yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu hürriyetçi takım siyasi idamlar, korkunç istibdadlar arasında ve on yılda tasfiye ettiler. Şimdi şu kıyaslamaya göre daha başka neticelerde kendiliğinden çıkmaz mı? Hürriyet kahramanları ortaya fırlamasaydı da Abdülhamid yerinde kalsaydı Balkan Harbi çıkmayacaktı. Çıksa bile Abdülhamid’in siyasi dehası Balkanlılar’ın arasına tefrika sokacak ve belki birini kendine çekecekti. Çekmese bile memlekette hürriyet, yani partizanlık,yani hastalık olmadığı için Türk ordusu normal kuvvetleriyle ve tabii bir netice olarak Balkanlılar’ı birkaç ayda yenecek ve Abdülhamid onlardan hiçbir toprak almamak suretiyle Avrupa’nın gözünü boyayarak Balkan muvazenesi bozulmadığı için de, bu muvazenenin bozulmasından doğan Birinci Cihan Harbi çıkmayacaktı. Hem Türkiye hem de Avrupalılar için bu kadar felaketli neticeler doğuran,adeta ahlaksızlığın ve komünizmin temellerini atan Cihan Harbine mani olmak az ey midir? Mantıki bir neticeler silsilesine dayanmak için bunları kabul etmesek bile Osmanlı İmparatorluğu’nu onun otuz yıl yaşatmasıyla berikilerin çökertmesi, ikincilerin birinci hakkında verdiği hükmün sahteliğini, gülünçlüğünü ortaya koymaya yetmez mi? Onlar ne feci mahluklardır ki hürriyet ve adalet çığırtkanlığı ile sürüleri peşlerine taktıkları halde iş başına geldikten sonra istibdadın koyusunu ve zulmün en hasını yaptılar. İşte bu feci mahlukların görüşüyle yazılan, yani daha başlangıçta yanlış bir hükümle işe koyulan tarih, Abdülhamid’i ve onun veziri Said Paşa’yı hicvederse ben ona nasıl inanırım? Manzarayı iyi kavra. Biri kuruntulu, şüpheci, fakat aynı zamanda hamiyetli, vicdanlı ve siyasi dehaya malik bir kıral, bir imparator, İkinci Abdülhamid. Zaafından kendisinin sorumlu olmadığı koca bir ülkeyi idare ediyor. Otuz milyonluk bir mahşer ki, içinde dinler, milliyetler ve ihtiraslar çarpışmakta ve dış alemin azgın bakışları karşısındaki hakim unsurun sayısı üçte biri nisbetini bile doldurmamaktadır. İkincisi,fikirlerinde en ufak bir hafiflik olmayan ciddi, sağlam muhakemeli, memleketin çilesi ve kahrı içinde yetişmiş, uzağı gören bir vezir, Said Paşa. Hayır, meşrutiyet girerse hakim unsurun Mecliste azlıkta kalacağından korkuyor. Öteki disipline ve hiyerarşiye alışkın bir topluluğun bir başıbozuk sarhoşluğu arasında muvazeneyi kaybedeceğinden ürküyor. Netice? Netice meydanda: Küfürlerle ve iftiralarla yerin dibine geçirilen iki kişinin haklı olduğunu zaman ispat etti. Ya hürriyet kahramanları? Onlar meydanda yok…
2
Sıcak gelmiş olmasın?
. ANATOMİK AÇIDAN MODERN INSANLARIN KABACA 240 BİN YIL ÖNCE AFRIKA'YI ARŞINLADIKTAN SONRA NEDEN CANLA BAŞLA ANA KITALARINDAN ÇIKIP DÜNYAYI FETHETTİĞİNİ HİÇ KİMSE TAM OLARAK BILMİYOR. Sayfa 96, Kasım 2021 National Geographic Türkiye
1
14